Fantasia RPG
Hoş geldiniz!
Fantasia Rpg'ye üye olabilmek için, bir referansa ihtiyacınız var! Eğlenceye başlamanız için bir tanıdığınızın size kefil olması gerekiyor. Eğer Fantasia dünyasına katılmak istiyorsanız ve sitede referans alabileceğiniz bir üye tanımıyorsanız, Fantasia Dünyası'nın efendisi Dominus ile görüşüp şahsi referansını alabilirsiniz: jfr4ever@hotmail.com

Fantasia RPG

İyilerin iyi, kötülerin kötü olmadığı bir dünyada, benliğinizi koruyabilecek misiniz?
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 1. Hava Dersi / 1. Sınıflar

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Amanda Sylise
Admin / Hava Kullanıcısı / Hava Profesörü / Aer Bölüm Başkanı
Admin / Hava Kullanıcısı / Hava Profesörü / Aer Bölüm Başkanı
avatar

Lakap : Lakaplık bir şey göremiyorum. İsmimle hitap et.
Mesaj Sayısı : 92
Nume : 2815

MesajKonu: 1. Hava Dersi / 1. Sınıflar   Ptsi Mayıs 09, 2011 6:53 pm

    Amanda hızlı adımlarla dersliğe doğru ilerledi. Henüz erken olduğunun farkındaydı. Ancak hiç bir zaman için sınıfa geç kalmazdı. Erkenden giderek bir kaç alıştırma yapardı. Sınıfa girdiğinde henüz kimse yoktu. Zaten bunu seviyordu. Sınıfta, sessizce kafa dinlemek sık sık yaptığı alıştırmalarından biriydi. Havayı içine çekerek arındığına inanırdı. ''Her zamanki gibi fazla erken gelmişim.'' diye söylendi kendi kendine. Magia Adası'nın büyüsüne bayılırdı. Yıllarda burada yaşamasına rağmen hala doyamıyordu bu görüntüye. Gülümserken buldu kendini. Yıllar önce buraya nasıl getirildiği geldi aklına. Bir ailesi olmadığı için onlardan ayrı kalmanın üzüntüsünü yaşamamıştı. Bu bakımdan biraz şanslı sayılırdı. Her zaman için tek düşündüğü dersleri olmuştu. Elementine tapar, onu en iyi şekilde kullanmak için elinden geleni yapar. Profesör olduğu halde hala kendini geliştirmenin yollarını arayan, yenilikçi biri Amanda. Her zaman için öğrencileriyle tanışmayı heyecanlı bulurdu. Kendi gibi yeni hava kullanıcılarıyla tanışmak onun için çok zevkliydi. Hele ki ilerleyen zamanlarda derslerinde başarılı olan öğrencilerle vakit geçirmek... Sınıfın içinde yavaşça dolaşmaya başladı. Yeni öğrencilerin azlığı, çokluğu hakkında bir bilgi almamıştı. Haliyle merak ediyordu. Ne kadar çok öğrenci olursa o kadar mutlu olacaktı. Ancak şöyle bir şey de vardı; ne kadar az öğrenci olursa onlarla ilgilenme süresi de artacaktı. Buda genelde öğrencilerin daha başarılı olmasına yarardı. Tabii bunlar Amanda'nın görüşüydü. Diğer profesörlerle her ne kadar iyi anlaşsa da öğrencileriyle vakit geçirmeye özen gösterirdi. Kendi profesörünü örnek alıyordu kendine. Belki de hiç almadığı anne sevgisini bulmuştu onda.

    Birden kapı açıldı. Sırayla öğrenciler içeriye girmeye başladı. Hepsi meraklı gözlerle Amanda'yı süzüyordu. Amanda ise gülümseyerek karşılık verdi. İlk günden çekingen davranmalarını önlemek istiyordu. Sayıları beklediğinden çoktu. Bu onun için sevindirici bir haberdi tabii. Konuşmaya başlamadan önce pencereye giderek dışarıya bakınmaya başladı. Öğrencilerin kendilerine gelmelerini istediği için süre tanıyordu onlara. Aradan geçen birkaç dakikadan sonra arkasına dönerek konuşmaya başladı. '' Hepiniz Magia Adası'na yeni geldiniz. Buraya ayak uydurmanız zaman alacaktır. Ancak unutmayın ki hepiniz özel olduğunuz için bu adadasınız. Adanın büyüsünü fark etmeyen yoktur sanırım. Kendinizi şanslı saymalısınız.'' dedikten sonra biraz bekledi. Söylediklerinin sindirilmesini istiyordu. Bu kısa süre içerisinde öğrencileri süzüyordu. Kimi kaygılı, kimi kendinden emin, kimi ise çekingendi. Kendinden emin olan kıza dikkatle baktı. Onda kendini görmüştü, tanımadığı halde. Diğerleri gibi acı çekiyorum görüntüsü yoktu onda. Düşünceleri anılarına daldı. İlk dersi geldi aklına. Bir çoğu sessiz, ağlayacak durumdaki öğrencilerdi. Ama Amanda'nın kaybettiği, geride bıraktığı hiç bir şeyi yoktu. Bu onun dik başlı, kendinden emin olmasını sağlamıştı. Bir çoğu düşüncelere dalıp ailesini, geride bıraktıklarını düşünürken, Amanda elementiyle uğraşıyordu. Onu en iyi şekilde kullanmak istiyordu. Hala bu isteği devam ediyordu. Profesör olduğu halde hala kendini geliştirmesi gerektiğine, mutlaka eksiklerinin olduğuna inanıyordu. Bu yüzdendi sık sık düşüncelere dalması. Mükemmeliyetçi biri olmuştur hep. Tekrar dışarıya bakarak kendine gelmeye çalıştı. Bütün düşünceleri kafasından atarak tekrar başladı konuşmaya.
    '' Aileniz ve geride bıraktığınız sevdikleriniz için üzüldüğünüzü biliyorum. Bu sebeple size kızamam. Ancak en kısa sürede bu tür düşüncelerden uzaklaşmalısınız. En azından derslerde ailenizi bir kenara koymalısınız. Tek odak noktanız elementiniz ve büyüler olmalı. Eğer aklınız sürekli geride bıraktıklarınızda olursa başarıyı yakalamanız çok zor olur. Burada göreceğiniz eğitim geleceğiniz için çok büyük bir önem taşıyor. Üç yıl boyunca burada eğitim göreceksiniz. Bende her zaman sizin yanınızda yer alacağım. Dileyen bir yıl daha kalarak kendini geliştirebilir. Burada kalacağınız süreye değmesi için derslerinize önem vermenizi tavsiye ediyorum. Hepiniz bazı şeylerden fedakarlık yapıyorsunuz, zorla da olsa. Sonuç bu fedakarlıklara değmeli değil mi?''

    Amanda tekrar masasına geçerek birkaç dakika daha bekledi. Söylediklerini herkesin düşünmesini istiyordu. Bunlar çok önemli şeylerdi. Eğer kendilerini derse vermek yerine başka düşüncelerle meşgul olurlarsa bu okul onlar için cehenneme dönerdi. Öğrencilerin yüzlerine bakarak düşüncelerini sezmeye çalışıyordu. Hepsi düşünceliydi. Tekrar konuşmaya başladı. '' Umarım bu konuda anlaşabiliriz sizlerle. Sıradaki konu ise diğer element kullanıcıları. Kamplarınız adanın dört farklı yerlerinde. Bunun sebebi tartışmaların çıkmasını bir derece engellemek. Hepinize diğer element kullanıcılarıyla iyi anlaşmanızı öneriyorum. Tabi kii elementler arasında rekabet olacak. Ancak çevrenizin genişlemesini, burada daha iyi vakit geçirmek istiyorsanız herkesle iyi geçinmeye bakın. Burada her element aynı seviyededir. Demek istediğim, size ateş daha cazip geliyor olabilir. Ama elinizdeki element hava. Bununla yetinmeyi ve en iyi şekilde kullanmayı hedeflemelisiniz. Element dersiniz dışında Kara Büyülerden Korunma ve Karanlık Canavarlarla Mücedale derslerine gireceksiniz. Yerinizde olsam derslere çok önem verirdim.'' diyerek kesti konuşmayı. Dışarı çıkarak öksürmeye başladı. Son zamanlarda gittikçe artıyordu öksürükleri. Çantasından su çıkararak birkaç yudum su içtikten sonra tekrar sınıfa girdi. Sınıftaki öğrencilerin kendi aralarında fısır fısır bir şeyler konuştuklarını görünce sevindi. Yavaş yavaş kaynaşmaya başlıyorlardı. Adaptasyon önemliydi tabii. Kendini tanıtmayı en sona bırakırdı her zaman. Tekrar hafifçe öksürerek susmalarını sağladı.
    '' Gelelim dersi işleyişimize. İlk olarak elementinizi kullanmayı öğreneceksiniz. Bunda zor bir şey yok. Tek yapmanız gereken konsantrasyonunuzu iyi korumak. Zaten elementiniz sizi içine çekecektir. Daha sonra ise büyüleri öğreneceğiz. Sınav notlarınız geleceğinizi şekillendireceği için dikkatli olmalısınız. Dersi geçebilmek için en az 60 almanız gerekiyor. Hey neyse bu kadar nasihat yeter. Geleyim kendimi tanıtmaya. Adım Profesör Sylise. Üç yıl boyunca en çok muhattap olacağınız kişi benim. Yani benimle iyi geçinmeye özen göstermeniz gerekiyor. Şimdi yavaş yavaş derse geçiyoruz.'' dedikten sonra tekrar masasına oturdu. Çantasından çıkardığı suyu yudumladıktan sonra ayağa kalkarak derin bir nefes aldı. En sevdiği kısım başlıyordu. Yavaş yavaş havayla bir bütün olmayı öğretecekti onlara. Büyüler kadar zevkli olmasa da hava onun rahatlamasına yeterli oluyordu. ''Şimdi sessiz bir şekilde Hortus de Paradisus'a gideceğiz. Beni takip edin.'' dedi. Dışarıda başka element kullanıcılarını da görmeyi umuyordu. İlk gün olduğu için herkes elementini hissetmeye çalışıyordu. Bunun için en ideal ortam ise dışarısıydı. Hızla Hortus de Paradisus'a doğru ilerlediler. Öğrenciler etrafa bakınıyordu. Bu bahçeyi sevmemelerine imkan yoktu zaten. Magia Adası'nın büyüsü her yerdeydi. Böyle bir ortamda mutsuz olmak çok zordu. Derin bir nefes alarak havayı içine çekti. '' Burası Cennet Bahçeleri olarak nitelendirilir. Gördüğünüz gibi eşsiz bir güzelliğe sahip. Rahat bir pozisyonda oturun lütfen.'' dedikten sonra kendide yere oturdu. Şimdi ders başlıyordu işte. '' Havayı hissetmeniz için derin bir nefes almanız yeterli.'' dedi. Gözlerini kapayarak derin derin nefes almaya başladı. Öğrencilerininde bunları yaptığını görmek onu mutlu etmeye yetiyordu. Cennet Bahçelerine sık sık gelirdi. Havayı en iyi şekilde hissettiği yer burasıydı. Bu yüzden öğrencilerini de buraya getirmeyi uygun bulmuştu. Gözlerini açtığında uzun boylu bir kızın etrafı seyretmekte olduğunu fark etti. Muhtemelen ailesini düşünüyordu. Veya buranın büyüsüne kapılmıştı çoktan. ''Buranın büyüsüne kapılmamak elde değil. Ama şu anda tek odağın elementin olmalı.'' dedi gülümseyerek.
    '' Havayı içinizde hissedene kadar odaklanamaya devam edin. Emin olduğunuzda küçük bir rüzgar yaratabilirsiniz. Bu sizin elinizde. Yalnızca zihin gücüne ve kararlılığa dayanıyor. Size göstereyim.'' dedikten sonra ayağa kalkarak kolayca küçük bir esinti yarattı. Öğrencilerin oldukça dikkatini çekmişti. Aralarından bir çocuk ayağa kalkarak Amanda'dan sonra bir esinti yarattı. Amanda bu kadar kolay olmasını beklemiyordu. Şaşırdığını belli etmemek için kendini tutmaya çalıştı. Gülümseyerek '' Bu kadar işte.'' dedi. Diğer öğrencilerinde yavaşça yapmalarını umuyordu. Bu esnada biraz havadan bahsetmek istiyordu. '' Havayla bütünleşmelisiniz. Unutmayın sizin için en önemli şey elementiniz. Koşulsuzca güvenebileceğiniz tek şey, en değerli dostunuz. Ne olursa olsun hava sizi yalnız bırakmayacaktır. Çünkü o her yerde. Sizinle yaşıyor. Hepiniz havayı kullanmayı çözdükten sonra yavaş yavaş büyülere geçiş yapacağız.''

    Gülümseyerek öğrencileriyle ilgilenmeye başladı. Şimdiye kadar hiç birinin konuşmayışını ilk günün heyecanına veriyordu.


    Önemli:
     




En son Amanda Sylise tarafından Cuma Mayıs 20, 2011 12:55 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 5 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Korael Tydeth Ariavel
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 36
Nume : 2712

MesajKonu: Geri: 1. Hava Dersi / 1. Sınıflar   Ptsi Mayıs 09, 2011 8:25 pm

Hayatının geçmişte kalan bölümünden uzakta geçireceği ve ona hem uzun ve sıkıcı derslerle dolu, hem de eğlence ve macera dolu olacakmış gibi gelen o dört yıl başlıyordu işte. Dört yıl kalmaya karar vermişti çünkü daha buraya gelirken öğrendiği üzere okulun mecburi olan üç yılı dışında sadece karanlık büyüler öğrenmek için devam etmesi gereken bir yıl daha olduğunu öğrenebilmişti. Geldiği o küçük köyden buraya gelen ilk kişi olmayışı sayesinde henüz okul arazisine ulaşmamasına rağmen birkaç önemli püf noktayı öğrenebilmişti bu sayede. Yavaş adımlarla bu uzun, dört yıllık maratonun başlangıcına; ilk dersine ilerlerkense gerçekten de bazı söylentilerin doğru olduğunu çoktan fark etmişti. Element kullanıcılarıyla dolu bir adada görebileceklerinin küçük bir kısmı bile olsa şimdiden adanın dört bir yanında gördüğü sıradışı olaylar onun içinde derslerindeki gayretini artıracak yönde bir ilgi uyandırmayı başarabilmişti. Hayatının büyük kısmında merak ettiği, kendi yaşadığı sıradanlığa inat dünyada var olabilmiş olan büyüyü artık görebilecek olmanın verdiği isteklilikle hızlandırmıştı adımlarını. O an için içindeki tek endişe ise derslerine girecek olan kişinin -artık burada ona ne deniyorduysa sormayı unutmuştu- sinir bozucu biri olmasıydı. Çünkü burada dayanamayacağı şeylerden birinin çok bilmiş tavırlı ya da anlayışsız ve ondan üst birisinin varlığı olduğundan tamamen emindi. Hava yani "Aer" dersliğinin önüne ilk gelen kişi olduğu kapalı kapıdan ve içeriden hiçbir ses gelmemesinden belli oluyordu. Bir anlık duraklamanın ardından içeri girmek için itmişti kapıyı. İçeride kimsenin olmamasını ve bu sayede dersliği biraz da olsa inceleyebilmeyi umarken öğrencileri bekleyen ve her halinden bir öğrenci olmadığı anlaşılan bir kadının orada olması planlarını suya düşürmüştü bile. Yine de yüzünde o her zamanki arsız, sinir bozucu ve biraz da sempatik gülümsemesiyle doruca bir sıraya oturdu. İçinden bir ses ilk günden sorun çıkaracak herhangi bir şey yapmamasını söylüyordu çünkü. Sadece her zamanki dengesiz davranışları bile onun ilk günden meşhur olmasına yeterdi zaten. Yine de onları elinde olsa bile engellemeye çalışmazdı Korael. Kim olduğunu saklayan aptallardan nefret ederdi ve sırf iyi bir izlenim bırakmak için onlardan biri olmayacaktı.

Zaman geçtikçe sınıfa birer ikişer giren tiplerin yüzündeki kaygının yanında biraz fazla kendine güvenli bir serseri gibi dursa da yüzündeki o gülümseme silinmemişti. Yavaş yavaş sınıf dolduğundaysa, nihayet öğrencilerin girişlerini izleyen bayan birkaç kelime etmek için doğrulmaya karar vermiş gibi görünüyordu. Sınıftaki kalabalık Korael'in canını sıkmasına rağmen o, bukalabalığı görmekten fazlasıyla memnun gibi görünüyordu üstelik. Bu garipti; öyle değil mi? Kim bir yığın insanla bir arada olmayı sevebilirdi ki? Açıkçası Korael, bu sayıda insanın arasında olmaktan bile az da olsa rahatsız olan biri olarak derslerine girecek bu bayanın fazlasıyla sabırlı biri olduğunu düşünmüştü şimdiden. Gerçekten de öğretmenlik zor bir iş olmalıydı doğrusu. Ya da bir lanet olmalıydı o, hiç kimsenin başına gelmemesini umduğu bir lanet...

Kendisini Pprofesör Sylise olarak tanıtan kadın, açıkçası pek de sorunlu birine benzemiyordu ilk izlenim olarak. Genç biriydi ki bu kesinlikle öğrencilerini anlayabilmesini kolaylaştıracaktı. Tabii kendisini gençleştirecek bir tür büyü kullanmıyorduysa bu durum gerçekten böyleydi. Büyülü bir adada hiçkimseyi görünüşüne göre yargılama hakkına sahip değillerdi ne de olsa. Özellikle de bir tür zırh giymekte olan birisi olarak bunu ilk olarak Korael bilmeliydi. Koridorlarda yürürken dikkatleri çekecek kişilerden biri olacağını az çok kestirebiliyordu ama bunu görünümüyle değil de başarısı, gizemli biri oluşu ya da en azından iyi bir sebepten dolayı çekmeyi tercih ederdi ilgiyi üzerine. İnsanların ilgisini istememesine rağmen çekeceğini hissetmenin verdiği garip hisse rağmen gülümseyebilmesiyse onun ne denli umursamaz biri olduğunu kanıtlar gibi yüzündeydi. Etrafındakiler genellikle ne derse desin indiremedikleri gülümsemeye sinir olmuştu yıllarca ancak o, inmemek üzere oradaydı. Profesörün sözlerine son vermesiyle birlikte açık bir alana doğru ilerlemeye başlamışlardı. Ne demişlerdi oraya? Ah evet, Cennet Bahçesi... Adını hak eden bir yerdi doğrusu burası. Magia adasının bütün güzelliklerinin merkeziymiş gibi bir görüntüsü vardı çünkü burasının. Etrafta diğer elementlerden olduklarını düşündüğü bazı insanları görse bile yoklarmış gibi davranarak ilerlemeye devam ediyordu Profesör Sylise durana kadar. Biraz daha konuşmanın ardından onlara havayla birleşip rüzgar oluşturmalarını söylemişti. Artık iş biraz daha ciddi hale geliyordu nihayet. "Pekala, başlayalım o halde." Boş konuşmalardan sıkılmıştı Korael, nihayet bir şeyler yapabilecek olmanın verdiği heyecanla zihnini boşaltıp içine çektiği her nefesi, etrafındaki her küçük hava tanesini hissetmeye, onunla bir olmaya çalışıyordu. Ruhu etrafıyla bir olduğunda ise hayatında ilk kez gücünü kullanmaya çalışacaktı Korael.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Arutha ConDoin
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Lakap : art,tha,doin
Mesaj Sayısı : 78
Nume : 2707

MesajKonu: Geri: 1. Hava Dersi / 1. Sınıflar   Salı Mayıs 10, 2011 9:45 am

    Karlar efendisi olduğu toprağın güneş almasını engelliyordu. Tıpkı yıllar önceki engellemeler gibi onların güneşin berraklığını görüp hâkimiyetini kaybetmemek için elinden gelen her şeyi ama her şeyi yapıyordu. Bu olay ona babaannesinin onun üstünde kurmak istediği hâkimiyeti hatırlattı, denemek bile büyük suçtu onun için ve bu onun farkında olmadan yaptığı psikolojik baskıları arttırarak çocuğun bu zamanlarda içinde bulunduğu durumun üstünde büyük bir etkisi olduğunu kabul etmiş oluyordu. Çocuğun içinde küçük tohumları atılan o duyguların yeşermesine izin veren kişiydi, söylediği sözcükleri imbikten geçirerek onları su niyetine o küçük tohumların üstünde gezdirme eylemini gerçekleştiriyordu ve ilk tohum veren duygu ise nefret olarak anılan ve karşısındaki insanın pislik olduğunu aklına getiren duyguydu. Nefret. Her kişinin en az bir kez içinde bulunduğu durum. Bu yüzden alışılmış bir sözcüktür. Ne kadar söylenirken suratı buruşsa da insanın, aslında herkesin beslediği şeydir nefret. Kendine itiraf etmese bile insanın içindeki en normal duygularındandır “ Nefret ”. Nefret duygusu gelişmeden önce çıkan duygunun adı ise “ Korku ” dur. O duyguyu anlatmak ise öyle zordur ki, hayatından uzun gelir insan korkuyla dolduğu anlar. Bedeninin kaskatı kesildiğini hissedersin ilk önce sadece, sadece onu yaşarsınız. O duygudan önce de “ Adrenalin ” baş gösterir. Her şey birbirine bu kadar bağlıdır işte. Sakinliği yaşadığınız andaki huzurunuzdan eser kalmaz. Tıpkı hayatı boyunca Tha’nın başına geleceği gibi bela bir anda gelir. Biraz önce hatırlamaya özen gösterdiği hatıralar afallamasına neden olmuştu. İçindeki nefret katlanmakla kalmayıp onların bedenlerindeki en ufak kemiği kırma aşkı içine düşmüştü. Kar… Bembeyaz örtü, üstünde uzanmış ve kara yaptığı baskı ile vücudunun şeklini oraya kazıyan bir insanla karşı karşıya kaldığının farkındaydı elbette ama ne ona başkaldıracak kadar iyi durumdaydı, ne de ona itaat edecek kadar kötü durumdaydı. Yaptığı soğuk hissini o lanetli bedene geçirerek onu üstünden kaldırmaya çalışarak yükünü hafifletmekti. Buranın o kutsal sessizliği onun bedenindeki laneti susturmaya yetiyordu sanki ve bu yeterlilik ona ruhsal rahatlamayı getiriyordu ve bu rahatlamanın bozulmaması için elinden gelen gayret ile beynindeki düşünceleri susturmaya çalışıyordu, her ne kadar zor olsa da, beynine hükmetmenin kendisiyle çarpışmaktan daha zor olduğu ise yadırganamaz bir gerçekti ve bu gerçekle baş başaydı yeniden. Üstündeki giysinin kol kısmını biraz sıyırarak, küçüklüğünden kalan kolundaki yanık izine baktı. Mumu kolunun üstüne düşürmek gibi bir marifeti olan tek insan o olmalıydı. Bundan gurur duyan tek insan da o olmalıydı ki anlatabileceği hikâyeler arasında onun da yeri vardı. Gözlerine doğru oluşan baskıdan çevrenin yavaşça kırılışını izledi gözlerindeki o isyancıl ruh ile. Gözlerindeki isyancıl ruh bir anda söndü tıpkı bir saman alevi gibi. Sonradan sonraya hatırladığı gerçekliğin önemini hatırladı. Belki bu önemin geç olarak başına dank etmesi iyi bir şey değildi… Üstüne geçirdiği o kazağın yorgun bedenine denk gelmeme olasılığı yoktu. Koşarak girdiği dersliğin önünde kendine çeki düzen vermeye çalışması beklide ahmaklıktı ama kendisinin her zaman bir soylu gibi durmasının gerektiğini biliyordu. İçeri girdiğinde sarışın bir bayan onları karşıladı. Bir nutuk sözcüklerinden sonra asıl amaç kısmına geçti, içindeki o lanetli güçten dolayı ailesi tarafından – annesi hariç- pek sevilmediğinden ailesinin onun için pek bir önemi yoktu aslında… Bir anda karşısındaki sarı saçlı bayanın dediği sözcüklere kulak kesildi. Profesör Sylise otoriter ve kendini beğenmiş – her hava kullanıcısı kadar – eğer kendini beğenmemiş olsaydı soyadının başına Profesör lakabını eklemeyi düşünmezdi. Arkasına düştüğü kadının kişisel özelliklerini bulmaya çabalarken onun bu özellikleri gizlemek konusunda ne kadar iyi olduğunu gözlemlemişti. Bir açıklığa varmışlardı etraflarında bulunan bu bitkiler onları canlanmaya itmişti sanki içine dolan bir hayranlık ile çevresine göz gezdirdi ve içinde oluşan duyguları yüzüne yansıtmasa dahi gözbebeklerinin mutlu bir şekilde oynadığını hissetti. Emin olduğunuzda küçük bir rüzgar yaratabilirsiniz. Bu sizin elinizde. Yalnızca zihin gücüne ve kararlılığa dayanıyor. Karanlıktan çıkarması gereken şeyler aklında bir kez daha tekrarlandı zihin gücü ve kararlılık odaklanması gereken o iki şeyi ruhsal karmaşının iki yakasının arasındaki uçurum olan karanlıktan çekip çıkarmak için yoğunlaştı ve daha fazla ve daha da fazla…Sonucunda elde ettiği şeyin sadece rahatlamak olduğunu hissetti . İçindeki güç ile birden kalkarak o güçlü havaya beyniyle ve elinin koordinasyonu ile hükmetmeye çalıştı , az da olsa başarılı olmuştu elinden çıktığında sadece 30 saniye dayanan bir esinti yaratmıştı ve küçük bir esintiydi ama bu onun için başarıydı. Profesörün övgüsü karşında kendisini mahcup ve beş yaşındaki bir çocuk gibi hissetti yerine oturarak beyninden çıkardığı o şeylerin kontrolünü daha fazla sağlamaya çabalamak için uğraşmaya başladı. Bu her ne kadar sıkıcı olsa dahi…


    Elinden çıkan o küçük kabarcıkların onun ruhuna işlediği duygu sadece rahatlama idi ama kendine ne kadar itiraf edemese bile içinde hala babaannesinin nakışlarıyla işlenmiş birkaç duygu vardı ve açıklaması zor olsa bile içinde sayısı artarak çoğalan nakışları vardı. Sonsuzluk vardı önünde dipsiz bir karanlık,yanlış bir adımı onu öldürebilirdi. Korkarak benliğinden çıktığında hala esinti oluşturmayı deneyenleri gördü. Kimi diğer kıtalardan buraya kadar ailesini arkasında bırakarak gelmişti ve onların başından geçen olayları düşledi, gözlerinin önüne düşen o perdede bir yansıma oldu daha 15 yaşındaki hali bağdaş kurmuştu ve önünde duran annesinin kanlarıyla sulanmış bedeninde doğan büyük patlama ile o yaratıkların bazılarını nefessiz bıraktığını hatırladı. Kontrolsüz gücünü o gün keşfetmişti babası ve babaannesi geldiğinde bacaklarının karnına çekmiş ve ellerini önde bağlamış bir şekilde sallandığı ve gözlerinin o kanlarda olduğunu gördü babası onu kaldırmak için geldiğinde bir elini kaldırarak onu nefessiz bırakmıştı ta ki babaannesi ona bir tokat atana kadar nefesini kesmeye devam etmişti. Bir anda gerçeğe döndü,suskun, içe kapanık bir çocuk olması ve duygularını belli edememesi bu yüzden kaynaklanıyordu ve lanet olası tanrıdan nefret ediyordu. 16 yaşında hatırladığı tek anı bir kilise girip pedere Tanrı bizi neden sevmiyor peder dediğiydi ve pederin ona verdiği seviyor yavrum cevabı karşısında yanılıyorsunuz,tanrı sevdiklerini yanında ister herkes gibi o da bir ruhdan oluşuyor ve onun da dostlara ihtiyacı var.Biz onun lanetlileriyiz , özellikle de ben , yoksa asla doğmazdık peder ve sen lanet olası bir yalancısın sen sadece ona dostu görünen bir lanetlisisin. Korkuyorum peder. Bir gün beni annemin karşısına çıkarıp bana lanetli olduğumu söyleyip annemin dostu olduğunu söylemesinden, onunla bir daha asla konuşamayacaksam ben bu dinde ya da ona inanmakta yokum peder susmuştu yavaşça kiliseden çıkarken bir çocuğun saçını okşamış ve ona göz kırpmıştı.Hayatında ilk kez ağladığı günlerden biri de o gündü işte bağışlanmak istemeksizin hayatına Tanrıya inanmayarak geçiyordu,aslında onun varlığına bir neden aradığı günlerdi bu günler.Kendisini ne kadar hissettiğini hatırlardı. Her ayin günü kiliseye gider dua ederdi tanrının lanetlenmiş bir dostu olmak üzere ne kadar zorlu olsa bile ve şuan gerçekte yaşadığı hayata tek anlam veren o pisliklerin başını bularak annesinin öcünü almak olacaktı bunun uğrunda can vermek bile onun için bir onurdu. Şimdi ise kendini hazırlamaya çalışıyordu. O lanetlerin önüne çıkarak annesinin bedeninde uygulanan o vahşete onu süreklemek için onu bedenini çürüterek öldürmek için gözleri bir titredi ve bir yaş damlası yanaklarından kaymaya başladı,orada dur diyerek ona hükmetmeye çalıştı ama bunun daha kolay yolu olarak hemen yanağını ovuşturur gibi yapıp o damlacığı ve onun izini sildi. Odaklanmayı çoktan bırakmıştı yerdeki yeşil otlara baktı ve yüzüne ilk kez uğrayan o küçük esintiyi hissetti dudaklarında bir gülümseme oluşmuştu. Tanrıya yeteneğinden dolayı söylediği laneti geri alarak öcünü almak için ona verdiği o küçük hayat için ona şükretti. Beyni ne kadar yorulmuş olduğu için şifrelerini kırmaya çalıştı ve şimdi daha kolay yoğunlaşabiliyordu o şeylere...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Calanthe J. September
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 87
Nume : 2721

MesajKonu: Geri: 1. Hava Dersi / 1. Sınıflar   Salı Mayıs 10, 2011 5:16 pm

    ''Hayır, yapmayın! Caytlon seni asla bırakmayacağım!''
    Calanthe'nin sesleri yankılanıyordu. Garip kostümlü, yarı çıplak adamlar tarafından sürüklenerek bir yere götürülüyordu. Belki de öldürülecekti. Caytlon'dan ayrılmaktı onu yıpratan. Küçük kardeşini bir başına bırakamazdı. O kendine bakamayacak kadar küçüktü. Henüz on iki yaşındaydı. Anne ve babası Calanthe on yaşındayken ölmüştü. Onlara bakan ise halası olmuştu. Ancak halasından da emin değildi. Caytlon'u kimseye emanet edemezdi. Çevresinde güvenebileceği kimse yoktu. ''Abla beni bırakma!'' diye sesi duyuldu küçük kardeşinin. Ağlamaya başlamıştı. Kardeşinin bu feryadına dayanamazdı. Küçük kardeşi, ablası olmadan savunmasız kalacaktı. Caytlon her ne kadar zeki bir çocuk olsa da ablası gibi fazla iyimserdi. Kandırılması çok olurdu. İnsanların ona zarar vermesi, onu kırması çok kolaydı.


    Ağlayarak uyandı Calanthe. Kabus görmüştü. Yine aklına kardeşi gelmişti, zaten hiç çıkmıyordu ki. Tek varlığıydı o. Onu bir başına bırakıp hiç bilmediği bir adaya getirilmişti. Ada çok güzeldi, büyülüydü. Şu an için Calanthe'nin sevindiği tek konu buydu. Geride bıraktığı tek kişi için güçlü olmayı öğrenmeliydi. Çoğu zaman duygusal biri olmuştu. Ama artık bunları geride bırakmalıydı. Bu adada büyük bir başarıya ulaşmalı, kendini kanıtlamalıydı, kardeşi için. Gözyaşlarını elinin tersiyle silerek ayağa kalktı. İlk ders bugün başlıyordu. Çok heyecanlıydı. Babasının da bir hava kullanıcısı olduğunu annesi söylerdi. Bu yüzden elementine tapıyordu. Babasının bir armağanı olduğunu düşünüyordu. Derin derin nefes aldı. Bu ada onun için yeni bir başlangıç olacaktı. Kişiliğine kadar değişeceğinin farkındaydı. Ortama ayak uydurmayı öğrenmeliydi ne de olsa. Çok kolay inanırdı insanlara. Belki de en büyük hatası herkesi kendisi gibi görmesiydi. Bu huyundan vazgeçmeliydi ilk olarak. Büyülerin öğretileceği böyle tehlikeli bir yerde saf olmamalıydı. Kendini yalnızca derslere vermeyi planlıyordu. Öyle aklı fikri sevgilide olan kızlardan olmamıştı hiç bir zaman. Şu an içinde tek düşüncesi başarılı bir öğrenci olmaktı. Sonunda kendisini dersliğin önünde buldu. Tekrar derin bir nefes aldı. ''Hadi Calanthe.'' dedi kendi kendine. Bunda korkacak bir şey yoktu. Hızla içeriye girerek sıraya oturdu. Karşısında beklediğinden daha genç, güzel bir profesör vardı. Profesör ilk olarak nasihat verdi hepimize. Söyledikleri beni düşündürmüştü.
    '' Aileniz ve geride bıraktığınız sevdikleriniz için üzüldüğünüzü biliyorum. Bu sebeple size kızamam. Ancak en kısa sürede bu tür düşüncelerden uzaklaşmalısınız. En azından derslerde ailenizi bir kenara koymalısınız. Tek odak noktanız elementiniz ve büyüler olmalı. Eğer aklınız sürekli geride bıraktıklarınızda olursa başarıyı yakalamanız çok zor olur. Burada göreceğiniz eğitim geleceğiniz için çok büyük bir önem taşıyor. Üç yıl boyunca burada eğitim göreceksiniz. Bende her zaman sizin yanınızda yer alacağım. Dileyen bir yıl daha kalarak kendini geliştirebilir. Burada kalacağınız süreye değmesi için derslerinize önem vermenizi tavsiye ediyorum. Hepiniz bazı şeylerden fedakarlık yapıyorsunuz, zorla da olsa. Sonuç bu fedakarlıklara değmeli değil mi?''

    Söylediklerinde fazlasıyla haklıydı. Eh, profesörümüzü sevmiştim, en azından güler yüzlü biriydi. Bize yardımcı olacağını umuyordum. Profesörün dışında yavaş yavaş etrafımı incelemeye başlamıştım. Birlikte kalacağım arkadaşlarıma ayak uydurmam gerekiyordu. Ne var ki tek kelime dahi eden yoktu. Yalnızca Profesör Sylise söylüyor, biz dinliyorduk. Henüz ders işlediğimiz söylenemezdi. Hepsi nasihat içeriğinde söylenmiş sözlerdi. Belki de ilk dersten sıkmak istemiyordu bizi. Eh, haksız da sayılmazdı. Buraya yeni gelmiştik. Ayak uydurmamız biraz zaman alacaktı. Bu süre içinde element profesörümüzün anlayışlı biri olması çok önemliydi. Asıl ders ise şimdi başlıyordu. Cennet Bahçesi adı verilen bir yere doğru ilerlemeye başladık. Gerçekten burası cennet gibiydi. Hayran kalmamak elde değildi. Dersi falan bırakıp, burada kafa dinlemek istiyordum. Böyle bir manzarayla ilk kez karşılaşıyordum. Magia Adası'nın büyüleyici olduğunu biliyordum. Ama böyle bir güzellik beklemiyordum açıkçası. Profesör rahatça oturmamızı istediğinde içimi nedenini bilmediğim bir neşe kaplamıştı. Buranın atmosferi tahmin edilemeyecek kadar güzeldi. Konsantre olmamız çok önemliymiş. Yavaşça gözlerimi kapayarak havayı hissetmeye çalıştım. Derin derin nefes aldım, hava içime doldu. Arınmıştım sanki, kafamdaki düşünceler, Caytlon birden yok olup gitmişti. Şu an için tek düşündüğüm elementimdi. Profesör kolay bir hareketle esinti oluşturdu. Benim gibi diğer öğrencilerde bunu heyecanla izlemişti. Benimde buna benzer şeyler yapabileceğim düşüncesi burayı eskisi kadar cehenneme döndürmüyordu. Henüz kim olduğunu bilmediğim bir çocuk ayağa kalkarak esinti yaratmıştı. Profesör bunu görünce oldukça sevinmişti. Çocuk ise dik başlıydı, kendinden emin, birazda kibirli gibi biriydi. Yavaş yavaş bütün öğrenciler ayağa kalkarak esintiler oluşturmaya başladı. Bense hala yerdeydim. Hala havayı hissetmeye çalışıyordum, hissediyordum da. Ancak benim hedefim biraz daha büyüktü. İyice konsantre olarak daha büyük bir esinti, belki rüzgar oluşturmayı planlıyordum. Bunun içinde daha uzun süre uğraşmak gerekiyordu tabii. Büyüleri öğrenmeyi deli gibi arzuluyordum.

    Tam her şeyden uzaklaştım derken gözümün önünde anılar canlandı. Güzel bir pazar sabahıydı. Güneş yüzümüzü ısıtıyordu. Anneme yardım ediyordum. Kahvaltı sofrasını bahçeye kuruyorduk. Böyle güzel bir havada evin içine tıkılmak istemiyorduk tabii. Tek tek bütün yiyecekleri masaya taşıyordum. Yaşım henüz dokuz idi. Boyum masadan birazcık daha uzundu. Caytlon ise üç yaşındaydı. Onu her zamanki sandalyesine oturtmuştuk. Oyuncaklarıyla oynuyordu. Bense masaya tabaklar taşırken Caytlon'a şaklabanlık yapıyordum. Onun gülümsediğini görmek bile beni mutlu etmeye yetiyordu. Babam sıcacık ekmekle birlikte masaya gelmişti. Hepimiz oturarak kahvaltımıza başladık. Tam bir mutlu aile tablosu hakimdi ortama. Hepimiz çok mutluyduk. Annem ve babamla geçirdiğim son yılım olmuştu. Keyifli bir şekilde kahvaltımızı yapıp kalkmıştık. Caytlon'u parka götürecektik. Biz salıncakta iken babam bizi sallıyordu. Havayı kullanarak küçük esintiler yaratıyordu. Buna bayılırdım. Saçlarımın rüzgarda uçuşması hoşuma gitmiştir hep. Çocukça kahkahalar atıyordum. Babam her zaman için kahramanım olmuştur benim. O gün gerçekten çok keyifli geçmişti. Tam bir yıl sonra ise annem ve babam gözlerimin önünde can verdi. El ele sahilden geliyorlardı, dikkatsiz bir arabanın sürati yüzünden can verişleri... Gözlerimin önünde gerçekleşmişti her şey. Böyle bir olayın etkisinde kalmamak elde değildi. Neyse ki Caytlon o anda yanımda değildi. Böyle bir ana tanık olmasını istemezdim. Keşke bende görmemiş olsaydım.

    Hızla gözlerimi açtım. O anı tekrar hatırlamak istemiyordum. Gözyaşlarımın boşalacağından emindim. Refleks olarak elim gözüme gitmişti. İlk günden mızmız çocuk havası vermek gibi bir düşüncem yoktu. Tekrar nefes alıp vermeye başladım. Kendime engel olmayı öğrenecektim. Neredeyse herkes havayı harekete geçirmeye başlamıştı. Birkaç kişi ise hala yerde oturuyordu. Bunlardan biri de tabii ki bendim. Tekrar konsantremi tam olarak toparlandığıma inandığım sırada hızla ayağa kalkarak aklımdan havaya şekil verdiğimi gördüm. Gözümü açtığımda ise o esintiyi oluşturmayı başarmıştım. ''Profesör Sylise, havaya yön verebiliriz değil mi?'' diye sordum.


En son Calanthe J. September tarafından Salı Mayıs 17, 2011 4:41 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Criss Warius Ariavel
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 18
Nume : 2702

MesajKonu: Geri: 1. Hava Dersi / 1. Sınıflar   Çarş. Mayıs 11, 2011 5:38 pm

Koridorlarda bir anda etrafında ki herkesin ilgi odağı olan, uzun boylu ve yakışıklı yüz hatlarına sahip olan genç, etrafında ki insanların verdiği tepkilere sadece muzip bir şekilde sırıtarak karşılık veriyordu. Umursamaz birisi gibi görünüyordu dışarıdan burası kesindi, çünkü böyle bir yerde yarı çıplak halde koridorlarda koşarken bir yandan da etrafına muzip gülücükler dağıtabilecek fazla kişi olduğundan emin değildi. Bu halini ailesinin görmesi halinde yüzlerinin alacağı o utancı ve onu reddetmeye kadar varabilecek olan tehditleri gözlerinin önüne geldikçe yüzüne yayılan muzip gülümseme daha da fazla genişlemişti. Koridorlarda bir sağa bir sola dönerek koştururken gözünün önünden ailesinin kınayan bakışları bir türlü gitmiyordu.

Yarı çıplak bir şekilde ve neredeyse okulun yarısının koridorlarından geçerek ter attığı koşuşturmasının sonunda nereden gideceğini tam olarak hatırlayamadığı bir yol ayrımına girdi. İki tarafında ki koridorda birbirinin eşi gibiydi, duvarlarda bulunan işlemelerden, resimlere kadar neredeyse her şey aynı düzene bağlı olarak yerleştirilmişti. “Pekala, buradan sağa mı dönecektim yoksa sol tarafta ki koridoru mu takip edecektim?” kendi kendisine sesli bir şekilde düşünürken, kelimeler ağzından -nefes alışları hızlandığı için- kesik kesik çıkmıştı. Buna karşılık düşüncelerinin bile kendisiyle alay ettiği bir anda olmanın üzerine yüklediği sinir, zaten yarım yamalak bildiği yolun tarifinin zihninden tamamen silinmesine yol açmıştı.

“Ve yol gösterdi hava, zamanı geldiğinde üç kardeşin kurtuluşunda..” diye mırıldandı kendisinin söylediğinden bile emin olmadığı bir şekilde. Bu aklına nereden gelmişti bilmiyordu, ancak sözleri biraz düşündüğünde buraya gelmeden önce okuduğu bir kitabın içerisinde yer alan ve oldukça dikkatini çeken bir şiir olduğunu hatırlayıverdi. Şiir’de büyük bir büyünün etkisi ile ruhları bedenlerinden ayrılan birkaç büyücünün hikayesi anlatılıyordu. Okuduğunda yazılanlara göre hava elementi sayesinde üç büyücüde kendi bedenlerine dönerek laneti kırmayı başarmışlardı. Hikaye etrafında bunu bilen çoğu insana göre uydurma ve gerçek olması mümkün olmayan bir şeydi. Ama Criss bu hikayeye okuduğundan beri inanırdı..

Belki hikayeye olan inancı belki de içinden gelen delicesine bir dürtü ile denemeye karar verdi. Gözlerini konsantre olmak için çoğu insanın yapacağı gibi kapatıp zihninde yer tutan gereksiz düşüncelerinden kurtularak havayla bir bütün olmaya başladı. En azından yaptığını düşündüğü şey buydu. Birkaç derin nefesin ardından vücudunu yavaş yavaş kaplamaya başlayan büyünün gücüne kendisini teslim etti. O anda hissettiği hazzı hiçbir şey ile kıyaslamak mümkün dahi değildi. Henüz bu kadar başındayken aldığı bu hazzın ne kadar büyüyeceğini düşünmek dahi onun neşesini yerine getirmeye yetiyordu. Ve büyünün içerisinde onunla bütün olduğu o dakikalarda yüzünü okşayan belli belirsiz bir rüzgarı hissetti. Gözlerini açtı ve tekrar onu yönlendiren hislerine kulak asarak rüzgarın geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı.

Kısa bir yürüyüşün ardından kendisini gitmesi gereken dersliğin önünde bulmuştu. Üzerine odasından çıktığından beri elinde taşıdığından kırışan kıyafetini hızla geçirdi ve sağ eliyle saçlarını bir kez dağıtıp sınıfın içerisine emin adımlarla girerek yerine oturdu. Neyse ki henüz ders başlamamıştı ve sandığının aksine en geç gelen kişide kendisi değildi. Ondan sonra gelen birkaç kişi daha olduğunu gözünün ucuyla görmüştü. Ancak girenlere fazla dikkat etmedi ve sadece kendisini elementinin ana dersine hızlı bir şekilde hazırladı. Konu büyü ve elementi hakkında olduğunda dikkatini çok çabuk toplar, öğrenmenin açlığı ve zekasının bütün parlaklığıyla ışıl ışıl parlardı gözleri. Henüz kendisini o kadar iyi hazırlamamıştı derse, bir şekilde asıl beklediği yerler gelene kadarda o şekilde olamayacağını biliyordu.

Profesör konuşmaya başladığında ise Criss’in dikkati bir anda ona yönelmişti. Profesörlerinin çok güzel bir yüzü vardı ve yüzünü kapatmayacak şekilde topladığı altın sarısı saçları omuzlarına dökülüyor, güzelliğini daha da gözler önüne sürüyordu.

Tekrar dikkatini derse yönelttiğinde Profesörünün, okul hakkında anlattığı birkaç şey dikkatini çekmeyi başarmıştı. Örneğin; okulda bir sene daha fazladan kalarak kendilerini geliştirmeleri mümkündü ki bu elementinde ve büyüde her şekilde uzman olmak isteyen Criss için bulunmaz bir fırsattı. Onu güler yüzle bekleyecek bir aileye sahip olmadığından da böylesi bir mekanda fazladan geçireceği bir sene bir yük gibi değil de tatilinin devamı gibi olacaktı. Profesör Sylise, onca şeyden sonra kendisini de öğrencilerine tanıtarak sonunda derse geçme zamanlarının geldiğini haber verircesine masasına doğru ilerlemişti. Criss’de en sevdiği kısma geçmelerinin verdiği heyecanla yerinde biraz daha doğrulup Profesörün onlara uygulamalı bir şeyler öğretmesi için yanıp tutuşarak beklemeye başladı.

İşte tamda o sırada güzel ve konuşmalarından zeki olduğunu bir hayli belli eden Profesörleri, onu şaşırtarak derslerini burada değil “Cennetin Bahçeleri” denen o yerde işleyeceğini açıklayarak onu takip etmelerini söylemişti. Bu bir çok öğrenci için orayı ilk defa görme fırsatıydı ve çoğununda böyle bir deneyimin ortasında elementlerini kullanma fikrine karşı çok sıcak baktıklarının farkındaydı Criss’de zaten o da bu grubun içerisindeydi. Hem güzelliği efsane olan bir yeri dikkatlice inceleme, zihninde yer edinmesini sağlama fırsatı olacaktı. Hem de orada bütün gizemlerini çözüp kendisini en iyi yapmayı arzuladığı elementinin alıştırmasını yapacaktı. Profesöre karşı duyduğu hayranlık artarken ona ailesinden biriymiş gibi bakmaya başlamıştı. Ablası yoktu ancak olsaydı biliyordu ki en fazla bu Profesörünü sevdiği kadar sevebilirdi Criss. "Kocaman bir aile olduk, o başımızda zorunlu olmadığı halde bizimle ilgilenen ablamız biz ise onun maharetli ellerinin şekil vereceği kardeşi rolünü üstleniyoruz ailede..”diye düşünceleri zihninde dolanırken sınıfla beraber Cennet Bahçeleri denen yere doğru yol aldı.

Cennet Bahçeleri olarak adlandırılan bu eşsiz yeri gezerken arada sırada nefesi kesilecek gibi oluyordu. Gerçektende Dünya üzerinde böyle bir yerin daha olmadığı her haliyle belliydi, burada yaşayan –büyüyen- canlılar dahi hiçbir yerde olmadığı kadar güzel ve mistikti. Profesörün söylediklerini dinlerken ister istemez onun komutlarına da uyuyordu vücudu, oturması gerektiğinde oturuyor hatta o derin bir nefes almaları hakkında bir şeyler söylerken o da aynısını yaparak havayı içine çekiyordu. Havayı her içine çekişinde biraz daha fazla enerjiyle doluyordu, içerisinde gezen serin havanın aynı şekilde içerisinde bulunan büyünün akımıyla ilk buluşmasını bütün vücudunda hissettiği bir titreme sayesinde fark etmişti. İçinde bulunan saf büyü ve elementinin getirdiği büyünün bu şekilde uyumla içerisinde dans edişlerini bilmek onun yüzünde bir gülümseme oluşmasına neden olmuştu. Gözlerini kapatıp onları insan şekline büründürüp birbiriyle dans eden iki aşık gibi sarmaş dolaş hayal etti.

Bunca düşüncesine, gördüğü onca güzelliğe rağmen Profesörünün sesi sanki ruhunu yönlendiren bir rehber gibi kulaklarından gitmiyordu. Criss fark etmişti ki, Profesörünün ses tonu dahi eski hikayelerde geçen kadın ozanların sesleri gibiydi. Asla o ozanların sesini duyamamıştı ancak onlar eğer gerçeklerse –ki buna içten içe inanıyordu- onların seslerinin en az bu kadar güzel ve kelimelerin dudaklarından -Profesöründe olduğu gibi- bir şarkının sözleriymiş gibi çıktılarına da emindi. “Kesinlikle buranın büyüsüne kapılmamak imkansız” düşüncelerini bölen şey gene güzel melodik bir sesti, ona elementini hissetmesini söylüyordu. O da zaten hayalinde canlandırdığı o iki aşığı izlemeye devam etti. Beklenmedik bir şekilde o iki aşık danslarının ortasında mükemmel bir zarafet ile birleşmişlerdi. Bu birleşmenin ardından ortaya çıkan kadın görünümü ise şuana kadar gördüğü bütün kadınlardan daha güzel birisiydi. Kadın ona doğru dönerek gülümsedi ve Criss kalbinin çıkacağından emin olsa dahi onun yanına giderek anlamsız bir şekilde danslarına devam etti. O kadar ritmik o kadar güzel dans ediyorlardı ki vücudunu saran o sıcaklığı veya enerjiyi fark etmemişti bile gözleri sadece elementinin hayalinde canlandırdığı o insansı şeklini görüyordu. Kadının dudaklarından bazı kelimeler döküldü, çok yakın olmalarına rağmen Criss’in kulağına bu sesi rüzgar taşımış gibiydi. Çünkü kelimeler onun kulaklarında güzel bir melodi gibi ortaya çıkarken, havanın kulağa çarptığında oluşturduğu -sesi engellemeyen- bir uğultuda duyuluyordu. Kadın ona son bir kez daha gülümsedikten sonra bir rüzgar gibi Criss’in içerisine sürüklendi ve onunla bir bütün oldular.

Bu ana denk gelen bir şekilde Criss gözlerini açmıştı ve Profesörünün belli bir süre kulaklarından uzaklaşan melodik sesi de tekrar ortaya çıkmıştı. Kolayca yarattığı bir esintiyi gösterdi öğrencilerine, Criss hayran kalmıştı buna. Ve içerisinde engel olamadığı bir dürtü ile Profesörünün ardından ayağa kalktı. Bu yaptığının herhangi bir anlamı yoktu sadece bunu yapabileceğini biliyordu. “Bana daha öncede yardım ettin. Sana güveniyorum, seni hissedebiliyorum, biz bir bütünüz..” dedi bu sırada içerisinde başından beri hissettiği o enerjinin daha da arttığını hissetti. Büyü onunlaydı, önünde bir hava akımı hızlı bir şekilde oluştu sanki o zaten oradaymış ama rüzgarını etrafındakilerden gizliyormuş gibiydi. Criss’in tek bir isteği ile ortaya çıkmıştı, bundan büyük bir zevk alıyordu. O anda hissettiği bir sürü şey vardı, örnek vermek gerekirse yarattığı esintiyle bir bütündü o kendisinin bir parçasıydı ve isteğini yapabilirdi onunla ama bunun neden olduğunu dahi açıklayamıyordu. Sadece biliyordu işte, hayatta da açıklanamayan çoğu şeye koşulsuz inanmıyorlar mıydı? Bu da onlardan bir tanesiydi ve inancının bozulması gibi bir şey söz konusu değildi. Esintisini dört bir yana doğru dağıtıp kontrolünü sona erdirdi ve yerine oturdu. ''Bu kadar işte.'' demişti onun yaptığının ardından Profesörü her zaman ki melodik sesiyle. Profesörün gözlerinin içine bakıyordu, beklediği şey sadece ablası olarak görmeye başladığı o kişinin yaptığı şeyin hoşuna gitmiş olmasıydı. Garip bir şekilde ailesine karşı bile olmayan bir beklenti içerisine girmişti, onun tarafından taktir edilmek istiyordu. Elementi de biraz önce ki enerjisinden daha yavaş bir şekilde içinde akmaya başlamıştı. İkisi de biraz dinlenmeye çekileceklerdi, bu şekilde bir hamle onu çok yormasa dahi dinlenmenin kimseye zararı olmazdı. O sırada kendisinden sonra çalışan kişileri merakla izlemeye başladı. Her bir esinti yaratıldığında o da en az yaratan kadar seviniyordu, çünkü havayla bağlıydı. Tek açıklaması buydu, içerisinde bir kıpırtı oluşturuyordu bütün esintiler ve o da bunu çok seviyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Isabella Chelsea Russell
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Lakap : Chels, Sea, Bella, Bells. Tibby♥ (isim degisti ama diyebilrisiniz)
Mesaj Sayısı : 98
Nume : 2743

MesajKonu: Geri: 1. Hava Dersi / 1. Sınıflar   C.tesi Mayıs 14, 2011 1:49 pm

Kollarımı sıkıca tutan adamları aldırmadan, "Yardım edin", diye bağırıyordum. Kimse acımıyor muydu bize? Bu kadar korkuyomuydu bu insanlar? Bu kadar cesaretsizmiydi herkes? İki tarafından beni sertçe tutan iri yarı adamlara aldırmadan, dışarda toplanmıs bizleri izleyen köy halkına haykırmak istedim, "Nasıl insanlarsınız? Sanki dışarıda her gördüğünüzde selam vermeden geçmediğiniz birisine değilde, bir canavara bakıyormuş gibisiniz!", ama sustum. Düşündüklerimi kimse bilmek zorunda değildi. En azından bunları kendime saklayabilirdim. Bir anda etrafıma bakındım. Criss ve Korael. Onlarıda zorla çıkarıyolardı. Ağladığımı ancak gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken fark ettim. Hemen omzumla yaşları sildim, ağladığımı kimse göremezdi! Omzumu kaldırıp ileri baktım, ne yapacaklarsa yapsınlar, onurumu asla ayaklar altına sermeyecektim. 4 senedir yaptığım gibi dua etmeye başladım. Tanrım lütfen, lütfen Darius'u bulayım, başka birşey istemiyorum. İkizim olmadan sanki bir bütün değilmişim gibi geliyordu. Belki gideceğimiz yer benim için bir umut olabilirdi. İkizimi bulabilirdim ve geri kalan hiç birşeyi umursamıyordum. Oda element sahibiydi ve orada olacaktı.
Hangi elemente sahip olduklarını öğrenmek için yaptıkları test akıl almazdı. Yere saplanacakken son anda elemntimi kullanıp cığlık cığlığa düşüşü yavaşlattıgımda, içimdeki paniği asla unutmayacaktım. Her gece aynı kabusu görüyordum.

Yavaş adımlarla derse doğru yürürken hiç birşey düşümüyor, hissetmiyor ve takmıyordum. Kapıyı sessizce araladım ve dikkat çekmeden oturdum. Ilk gün gözlem yapmak istiyordum, tabi sessizce ve usluca durmayı başarabilirsem. Birkaç dakika sonra profesör kendini tanıttı. '' Hepiniz Magia Adası'na yeni geldiniz. Buraya ayak uydurmanız zaman alacaktır. Ancak unutmayın ki hepiniz özel olduğunuz için bu adadasınız. Adanın büyüsünü fark etmeyen yoktur sanırım. Kendinizi şanslı saymalısınız.''
Söylediği her bir kelime bir okmuş gibi derinden vurmuştu beni.Kendimizi şanslımı saymalıydık? Neden? Neden? Buraya hapis olmak şansmıydı!? Ama beni ilgilendirmiyordu. Kendimden emin adımlarla ilerleyecektim. Kimseye acımı göstermeycektim! Birkaç dakika sonra tekrar konusmaya başladı güzel sarışın profesör.
'' Aileniz ve geride bıraktığınız sevdikleriniz için üzüldüğünüzü biliyorum. Bu sebeple size kızamam. Ancak en kısa sürede bu tür düşüncelerden uzaklaşmalısınız. En azından derslerde ailenizi bir kenara koymalısınız. Tek odak noktanız elementiniz ve büyüler olmalı. Eğer aklınız sürekli geride bıraktıklarınızda olursa başarıyı yakalamanız çok zor olur. Burada göreceğiniz eğitim geleceğiniz için çok büyük bir önem taşıyor. Üç yıl boyunca burada eğitim göreceksiniz. Bende her zaman sizin yanınızda yer alacağım. Dileyen bir yıl daha kalarak kendini geliştirebilir. Burada kalacağınız süreye değmesi için derslerinize önem vermenizi tavsiye ediyorum. Hepiniz bazı şeylerden fedakarlık yapıyorsunuz, zorla da olsa. Sonuç bu fedakarlıklara değmeli değil mi?''

Profesör Sylise bizi Cennet bahçeleri diye nitelendirilen bir yere götürdü. Ders boyunca Criss ile birkaç laf etmek istedim ama başarısız oluştum. Sürekli başka öğrenciler ya benimle ya onunla konuştuğu için yanına gitmeye çekindim. Amanda bize etrafı tanıtıyor ve anlatıyordu.
Elementim ile bir bütün olmalıydım. Hava elementi benim için cennetten bir hediye idi. Kesinlilkce başka bir elemente değişmem!
İlk yapan yakışıklı çocuğu görünce, o yaparsa bende yaparım dedim. Ayrıca o çocuklada arkadaşlık kurmalıyım, diye geçirdim aklımdan. Çocuk başarmıştı, bilemediğim bir nedenden bende sevindim, belki havayı hissetmemdendi.
Abim ayağa kalktığında gülümsedim. Amanda'nın söylediklerini basitçe yaptı. Ondan sonra ben deneyecektim. Bana güven vermıştı. Yavaşça ayağa kalktım ve havayı içimde hissetmeye çalıştım. Şimdiye kadar düşünmeyi red ettiğim herşeyi düşünüyordum biranda. Yavaş yavaş ellerimi biraz sağa ve sola oynattım -bunu neden yaptığımı bilmiyorum-.
İçimi tuhaf ama tatlı ve güzel bir enerji kapladı. Çok tatlıydı ve bana altın değerinde geliyordu onu bırakmak istemiyordum, mutluluktan çığlık atabilirdim. O an hafif bir esinti hissetmiştim. Başarmıştım. Başarmıştım! Criss'in gözlerine baktığımda bana gülümsedi. İçimdeki enerjiye sıkı sıkı tutuldum. Bırakmak istemiyordum. Tekrar gözümü kapattım ve esintinin yönünü kontrol etmeye çalıştım. Sağdan sola, soldan sağa. Görünüşe bakılırsa başarmıştım, gözlerimi tekrar açtığımda Profesör bana gülümsüyordu. İçimdeki enerjinin beni bırakmasını istemiyordum hiç. Öylesine tatlıydı ki.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Harexis L. Black
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 38
Nume : 2697

MesajKonu: Geri: 1. Hava Dersi / 1. Sınıflar   Cuma Mayıs 20, 2011 7:50 pm



Gece, tüm matemiyle yön veriyordu yıldızlara. Uzaklardan esen bir yel saçlarımı yalıyordu. Gözlerim, rüzgar nedeniyle kurumuş, yaşarmaya başlamışlardı. Soğuk tepenin ucunda gözlerim aya dikili bir şekilde onu düşünüyordum. Cebimdeki paketten bir sigara çıkartıp ateşledim. Bir rüzgar kullanıcısı olarak sigara içmem ironik görünse de bağımlılıktan öte bir şeydi bu benim için. Bana Damien'i hatırlatıyordu. ''İlk gecemizde hiç uyumadan ayı izlemiştik hatırlıyor musun Dam?'' diye fısıldadım. Şimdi gözlerim rüzgardan değil anıların verdiği acından yaşarmaya başlamıştı. Ay ışığı yüzüme vurmaya devam ederken hafif ıslak çimlerin üzerine uzandım. Sigaramdan bir fırt daha çekip görüşümü bulanıklaştırmasını izledim. Damien'i çok özleyecektim, bunun dışında buraya gelmiş olmam veya olmamam bir şey değiştirmeyecekti. O her zaman bana bir rüzgar kadar yakın olacaktı... Bu ufak esintileri sevmemin nedeni de buydu zaten. Sanki bana cennetten uzatılmış bir el gibi yüzümü okşardı her zaman. Gözümden bir damla yaş daha süzülürken yanağımı gıdıklamıştı, silmedim. Ona söz vermiştim. Gözyaşlarımı yanlızca o silecekti. Sigaramın son dumanını da yıldızlara gönderirken göz kapaklarım gittikçe daha da ağırlaşıyordu. O pusu yarı uyanık halde dolunayın yüzeyinde bakışlarını gördüm. Saçlarıma bir el uzandı, bir yel saçlarımı son kez taradı ve dudaklarıma yayılan o sıcak gülümsemeyle kendimi uykunun kollarına bıraktım.

Güneşin yüzümü yıkamasıyla sıcak bir güne açtım gözlerimi. Bu sabah dersim olduğunu biliyordum. Kol saatime baktığımda hala yarım saatim olduğunu gördüm. Yavaşça doğruldum ve deniz manzarasına karşı bir sigara daha yaktım. Sabah kahvaltıdan önce sigara içmek beni kendime getiriyor, uyanmamı sağlıyordu. Dersin ardından birşeyler atıştırmayı düşünüyordum tabii, ama fiziğimi korumak kaidesiyle. Her ne kadar Damien'e olan yasım bitmese de güzel görünmek bana bir özgüven katmıştı. Sigaram bitince izmariti atıp üstüne basarak söndürdüm ve okula doğru ilerlemeye başladım. Çimenler akşamdan kalma ıslaklıklarından kurtulmaya başlamış, kurumaya yüz tutmuşlardı. Adımlarıyla hışırdayan çimenlerin sesleri eşliğinde okulun açık olan kapısından içeri girdim ve dersliğe doğru yol alırken son bir kez saatime baktım. Dersliğe girerken hala beş dakikam kalmıştı.

Derslikteki öğretmen oldukça cana yakın ve sıcak görünüyordu. Gülümsemesi insanın içini ısıtıyor, insanı kendine çekiyor ve bulaşıyordu. Kadın en çok muhattap olunacak kişinin kendisi olduğunu söylediğinde yüzüme bir gülümseme yayılmıştı bile. '' Hepiniz Magia Adası'na yeni geldiniz. Buraya ayak uydurmanız zaman alacaktır. Ancak unutmayın ki hepiniz özel olduğunuz için bu adadasınız. Adanın büyüsünü fark etmeyen yoktur sanırım. Kendinizi şanslı saymalısınız.'' Hıdı mıdı bıdı... Boş konuşmaları hep böyle değerlendirirdi Damien. Fakat doğaldı bu durum. Öğretmenlerin başlıca görevleri boş konuşmaktı. Bir süre daha konuştu ancak dinlemedim. Bunun yerine sağda solda erkekleri kesmeye başladım. Damien'e olan yasımı tutuyordum tabii ki, kimseyle birlikte olmuyordum fakat bu bir yılın son günüydü. Bu geceden sonra yası bitecekti. Damien'e verdiği söze göre de yastan sonra kendimi bağlamayacaktım çünkü o beni cennetten izliyordu ve benim üzgün olduğumu görmek onu da üzerdi. Bir süre sonra öğretmen adının Sylise olduğunu söyleyip bizi bahçeye çıkardı.

Bahçenin bu denli güzel olduğunu tahmin etmiyordum. Okula yeni geldiğim için her yeri gezme şansını bulamamış olmama ramen buna ilk kez üzülmüştüm. Bahçenin bir köşesine oturduk ve Bayan Sylise havayı hissetmemizi söyledi. Geceleri mehtabı izlerken yaptığım şeyden bir farkı yoktu. Gözlerimi kapattım ve dokunuşunu hissettim Damien'ın. İçime bir huzur doldu. Gözlerim kapalıyken birer damla yaş süzüldü. Ne yaptığımın farkında olmadan ayağa kalktım. Sırf ona daha yakın olabilmek için. Daha fazla hissettim onu. Ruhumun derinliklerine gittikçe iniyordu. Heryerde olduğunu hissettim bir anda. Burada olup beni izlediğini. Gözlerimi açtığımda tekrar yüzümü okşayan bir meltem sonrasında saçlarımı tarayıp çekip gitti. Yüzüme bir gülümseme yayılırken onu her zaman seveceğimi düşünüyordum. Bayan Sylise'in tebrik eden gülümsemesiyle yerime oturdum. Başardığımı biliyordum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aurora A. R. Octavianus
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf / Sınıf Başkanı
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf / Sınıf Başkanı
avatar

Lakap : Aurora yetmiyo mu arkadaşım? -_-^
Mesaj Sayısı : 8
Nume : 2704

MesajKonu: Geri: 1. Hava Dersi / 1. Sınıflar   Paz Mayıs 29, 2011 5:59 pm

"Hayır yapma. Lütfen yapma. Arutha neredesin? Kurtar beni."
"Seni kimse kurtaramayacak. Acı çekerek öleceksin."
"Aruthaaaaaa."

Nefes nefese uyanmıştı. Bu gördüklerinin arasında en korkuncuydu. Yine kovalamacalar, tehditler... Daha şiddetli ve daha gerçekçiydi ama. Yine güneş doğarken kalkmıştı. Morali ise hayli bozuktu. Ağlama isteğiyle dolması ise farklı bir şeydi. Yatağından doğrulurken hayatının değiştiğine bir nevi seviniyordu. Babasının evlendiği o koca karıyı bir türlü sevememişti. Sürekli emir vermesi, sürekli bağırması, kıçını kaldırıp evde hiçbir şey yapmaması daha da kötüydü. O evden kaçabildiği için mutluydu. Hava özelliğini ilk farketti anı dün gibi hatırlıyordu. Ahh o saçlarının uçuşma anı... O anı hayatı boyunca unutamazdı ki. Yatağında biraz oturduktan ve çevreyi inceledikten sonra derin bir nefesle birlikte ayağa kalktı. Altın sarısı saçları hala evden kaçtığı gün olduğu gibi maşalı duruyordu. Zaten saçlarının hafif dalgalı olmasını ve ipek gibi yumuşacık olmasını hep sevmişti. Uzun boylu ve normal bir kiloda olması da cabasıydı. Çok güzel olduğunun farkındaydı. Saçlarını bugün de açık bırakmaya karar vererek üzerine giydiği beyaz dar t-shirt, beyaz ve sıkı bolero, altına dapdar bir siyah canvans ve onun altına da beyaz bir topuklu ayakkabı.. Aynanın karşısında sanki bir tanrıça duruyordu. Altın sarısı saçları ve topuklu ayakkabısıyla hayli uzun olan boyu aynayı aşmıştı. Aslında babet giyebilirdi ama canı hiç istemiyordu. Geldiği ilk dakika başkan olması ise cabaıydı. Bütün Aer kullanıcıları ondan sorulacaktı artık.

Derse koşarcasına gidiyordu. Her zaman süslenmekten geç kalmıştı derslere. Bir gün bile erken gittiğini hatırlamıyordu. Sınıfa girdi. Profesör'ün henüz girdiği belli oluyordu. Başı dik bir şekilde en arka sıraya geçti. Bu sıkıcı sınıfta ne yapacaklarını merak ediyordu. İlk dersti ama yine de özür dileme gafletinde bulunmadan en arkaya geçmesi dikkat çekmemişti. Profesör bir bahçeye gideceklerini söylediğinde neredeyse çığlık atarak sevinecekti. Hafif bir öksürükle geçiştirdikten sonra herkesin arkasından gitti. Hala rüyasının etkisindeydi. Temkinli ama emin adımlarla yürüdü. Yürürken tek düşündüğü şey babasıydı. Babasına hayli bağımlı olması kötüydü ama yine de o ihtiyarı seviyordu. O koca karıyı savunması bir şeyi değiştirmiyordu elbet. Yine de seviyordu. Eskiden babasına o kadar bağlıydı ki.. Annesi ölünce kendisini sorumlu tutması çok üzüyordu. Ölen ablasının ve annesinin adını vaftiz edilirken alması çok koyuyordu Aurora'ya. Kimseye belli etmediği duyguları içinde fırtına gibi koparken dışarıdan bakıldığında dertsiz, tasasız, taş kalpli görünüyordu. Kimse bilemezdi ki içini, ailesini, sorunlarını. Sorunlarının üzerine ergenlik de etkilenince depresyona girmesine ramak kalmıştı.

O cennetimsi bahçeye girdiklerini burnuna gelen kokulardan anladı. Çiçekler her yerdeydi ve çok güzel kokuyorlardı. Profesör'ün rahat bir oturma şekli almalarını söylediklerinde topuklularını çıkarıp yerde bağdaş kurdu. Kollarını biraz esnettikten sonra talimatlara uyarak gözlerini kapattı. Gözlerini kapattığı an gözünün önüne gelen manzara hayli kötüydü. Yine o uçak kazası... Kan ve ölüler... Zaten babasıyla zoru zoruna kurtulmuşlardı. Kurtardıklarında ölmek üzereydiler. Gözlerini hızla açtı ve derin bir nefes aldı. Yine kötü oluyordu. Tekrar derin bir nefes alarak rahatlamaya ve her şeyi unutmaya çalıştı. Gözlerini tekrar kapattı ve konsantre olabilmek için derin nefes almaya devam etti. Düşündüğü şey saçlarının uçuşması ve küçük bir akımın oluşmasıydı. Biraz daha konsantre olduğunda oluşan akımı hissetti. Sevinmesini içine attı ve saçlarının uçuştuğunu düşündü. Bir iki derin nefesten sonra saçları uçuyordu etrafında. Profesör'e bakarak hafif bir gülümseme attı. Topuklu ayakkabılarını giydikten sonra tekrar bağdaş kurdu ve ağaçların dallarını sallanmasını istedi. Ağaç dalları sallanırken mutluluktan uçuyordu. Dışarıdan bakıldığında hiç etkilenmiyor gibi göründüğünün farkındaydı.

Yerden hızla kalktığında başı döndü ve biraz sendeledi. Havayı içine çekti ve dengesini bulmaya çalıştı. Dengesini bulduğu anda bahçeden çıktı ve yatakhaneye doğru yavaş, başı dik adımlarla yürümeye başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
1. Hava Dersi / 1. Sınıflar
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Fantasia RPG :: Magia Adası ve Büyü Okulu :: Element Derslikleri :: Hava Dersliği-
Buraya geçin: