Fantasia RPG
Hoş geldiniz!
Fantasia Rpg'ye üye olabilmek için, bir referansa ihtiyacınız var! Eğlenceye başlamanız için bir tanıdığınızın size kefil olması gerekiyor. Eğer Fantasia dünyasına katılmak istiyorsanız ve sitede referans alabileceğiniz bir üye tanımıyorsanız, Fantasia Dünyası'nın efendisi Dominus ile görüşüp şahsi referansını alabilirsiniz: jfr4ever@hotmail.com

Fantasia RPG

İyilerin iyi, kötülerin kötü olmadığı bir dünyada, benliğinizi koruyabilecek misiniz?
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 1. Su Dersi. ~ 1. Sınıflar.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Sabela Carme
Su Kullanıcısı / Su Profesörü / Aqua Bölüm Başkanı
Su Kullanıcısı / Su Profesörü / Aqua Bölüm Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 9
Nume : 2777

MesajKonu: 1. Su Dersi. ~ 1. Sınıflar.   Ptsi Mayıs 09, 2011 9:24 pm

Sabela dersine geç kaldığının farkındaydı. Olabildiğince çabuk sınıfına gitmek istiyordu fakat bu, bu dönemin ilk dersi olacağı için oldukça heyecanlıydı, eli ayağı titriyordu. Üzerine düzgün bir şeyler geçirerek fiziğini süslemek ve öğrencilerin hoşuna giden bir görüntüye sahip olma potansiyelinin var olduğunu düşünmekle beraber bunu güçlendirmek istiyordu. Deniz mavisi gözleriyle mükemmel bir kombinasyon sağlayacağını düşündüğü mavi derin dekolte elbisesini giydikten sonra üzerine de iki fıs okyanus kokusu yayan parfümünü sıkmıştı. Aynada son hazırlıklarını yaparken oldukça mutlu ve heyecanlıydı. Yepyeni öğrenciler, yepyeni bir dönem ve yetişecek yepyeni bir nesil yine onun elinden olacaktı. Çok yaşlı gibi görünmüyordu, zaten yaşlı da değildi ama bu yaşına rağmen yeterince fazla sayılabilecek kadar öğrenci yetiştirmişti ki bununla da gurur duyuyordu. Saçlarını kabartırken gözleri saatine kaymıştı. Henüz ders başlamamıştı ama az kalmıştı. Birkaç dakikalık gecikmeyle profesöre ve derse olan merakı arttırabileceğini düşünüyordu, saçlarını alttan bombeledikten sonra dudağına sürdüğü kıpkırmızı rujla istediği görünümü yakaladığını düşünüyordu. Mini elbisesini alta doğru çekiştirirken artık masasının üzerindeki kitapları almıştı, son bir kez aynada kendine baktıktan sonra kapıyı kapattı ve dersliğe doğru ilerlemeye başladı.

Etrafta bulunan tektük öğrencilere selam vermeyle başlamıştı işe. Erkek öğrencilerden de karşılığını almıştı, gülümseyerek birkaç öğrenciyle sohbete başladı. Havadan değil ama sudan konuşurken saatine baktı ve dersin başlamasına saniyeler kaldığını gördü. Öğrencilerle vedalaştıktan sonra birinci sınıfların dersine doğru ilerlemeye başladı. İçinde büyük bir heves vardı, yepyeni yüzler belki de dostluklar çıkacaktı bu sınıftan. Aqua Krallığı'na krallar, şifacılar, zanaatkarlar ve mükemmel elementalistler yetişecekti ve bunda kendi payının olması ona ileride gurur verdirtecekti. Gözünün önüne geldikçe parlak beyinler, onu dikkatle izleyen gözler ve ona verilmiş kulaklar, suyu öğrenmeye çalışan ama sulanmayan öğrenciler... Her adımında biraz daha hızlanıyordu bir an önce dersliğe girmek ve derse başlamak için. Belki düşündüğünden daha dönük geçecekti ders ama önemli olan sönük geçmesi ve kendi ihtiyaçlarını karşılayamaması değildi, önemli olan öğrencilerin bir şey öğrenmesiydi. Sınıfın önüne gelmişti, mavi gözlerinin ışıl ışıl parıldadığını hissediyordu. Yüzüne yayılan gülümsemenin onu kızarttığının bilincinde, elbisesini aşağıya doğru çekiştirdikten sonra kapının kolunu dudağını ısırarak açtı ve içeri girdi.

Sınıfa girdiğinde beklediği manzaradan farklı bir şey yoktu. Onu dört gözle izleyen öğrenciler, bacaklarına bakan bazı sapkın erkekler ve hanım hanımcık zarif bayanlar. Çoğu mavi gözleriyle beni izliyordu, tek tük yeşil gözlüler ve arada da kahverengi gözler, hepsinin gözleri Sabela'nın deniz mavisi gözleriyle buluşmuştu. Sabela'nın gözleri ışıl ışıldı, sınıfı inleten topuklu ayakkabısıyla içeri doğru ilerlemeye başladı. Öğrenciler saygılarını göstermek amacıyla ayaklandılar, Sabela onları oturtmak için adımlarını hızlandırarak sınıfın ortasına geldi ve kendisini izleyen bütün yüzlere gülümsedi. Başını eğdi, bütün sınıf birden oturdu. O da zarif bir şekilde ilerledi ve tahta öğretmenler masasının arkasındaki sandalyeyi çekti, oturdu. Hepsiyle tek tek tanışmak istiyordu ama yeterince kurallara aykırı davrandığını fark etti, yüz ifadesini ciddileştirerek sınıfın ortasına geçti. Hepsi adaya yeni gelmiş öğrenciler, merakla profesörlerine bakıyordu. Az önce yaratmış olduğu iyi imajın etkisini bir yıl boyunca sürdürebileceklerini ve bunu suistimal edebileceklerini hatırladı birden geçmişten. Ciddileşti ve konuşmaya başladı. "Merhaba çocuklar ben Profesör Carme." dedi ve bir süre çocukların suratındaki ifadelere baktı. Onlar buraya yeni gelmişlerdi, ailelerinden uzaklaşmışlar çevrelerinden koparılmışlardı. Buraya gelmeleri onlar için ilk senede belki bir hayal kırıklığıydı, korkutucu ve kötü bir şeydi. Onları daha fazla korkutmanın gereği olmadığını düşünerek gülümsedi. "Sizinle üç yılımızı geçireceğiz çocuklar. Bu süre içerisinde içinizdeki potansiyel tavan yapacak ve sizler mükemmel kullanıcılar olacaksınız. Aqua Krallığı'nın gelecekteki şifacısı, zanaatkarı ve belki de kralı olacaksınız. Her şey size bağlı, içinizdeki gücü fark edin ve kullanın." dedim hızlı bir başlangıç yaparcasına. Yüzlerin biraz daha sakinleştiğini görünce Sabela da gevşedi ve derin bir nefes aldı. Yine de yüzlerindeki o ifade kaybolmamıştı, Sabela her şeyiyle bu ifadelerin silinmesi için çabalarken bir türlü başarılı olamıyordu ki, bu ona koyuyordu. Bir şeyler deniyordu, ama başaramıyordu ki bu onu sinirlendiriyordu fakat karşısındaki çocuklar zaten üzgündü, onların üzerine fazla gitmek istemiyordu. Birden kendisini hatırladı. Magia'ya getirilip bu hemen önündeki sırada oturmaya başladığı andan buraya kadar gelmişti. Ailesini uzun zamandır görmüyordu, belki bundan sonra göremeyecekti. Oradaki arkadaşlarını, dostlarını, düşmanlarını bile özlüyordu zaman zaman. Gözünden akan yaşı hızlıca sildi ve çocuklara döndü. "Hepsi geçecek, size söz veriyorum." dedi ağlamaklı ses tonuyla.

Pencerenin önüne gitti ve bir süre dışarısını izleyerek ses tonunun düzelmesini bekledi. Ortama kasvetli bir hava çöktüğünü hissetti, sınıfın ortasına geçti ve yine gülümsedi. "İsterseniz biraz sudan bahsedelim." dedi ve her sene yaptığı su esprilerinden yaparak öğrencilerini güldürmeyi planladı. En başta bu esprilerden yapmayacağına söz vermişti, ama bu ortamı dağıtmak için otuz iki diş gülmek veya kahkaha atmak yetmiyordu, güldürmek ve kahkaha attırmak lazımdı. En önde oturan çocuğun yanına gitti, yanındaki arkadaşıyla konuşuyordu. Geveze çocuklara yapabildiği tek espriyi yaptı. "Sen susamazsın biliyor musun?" dedi ve sınıftakilerin espriyi anlamasını bekledi. Arada gülümseyenler oldu ama istediğine ulaşamamıştı. Arkasındaki kızla gevrek gevrek konuşan yeni öğrencinin yanına gitti ve yine öğrencilerin ondan iğrenmesine sebep olacak lafı söyledi. "Yeter artık, sulanma." Ama ortamı dağıtmıştı, şimdi dikkatler sıradaki iğrenç esprideydi. Bütün sıraların yanına giderek öğrencilere sataştı, sınıfı kahkaha fırtınasına boğmuyor da olsa yine de bir nebze olsun gülümsetebilmeyi seviyordu. Ortamın dağıldığını ve öğrencilerin artık kaynaşmaya başladığını gördü. Sınıfın ortasına geçti ve gevşek bir tavır takınarak konuşmaya başladı. "Biliyor musunuz çocuklar, burada zorunlu üç seneniz var. Pöh diyebilirsiniz, sizi anlarım. Bir yıl daha kalabilirsiniz kendinizi geliştirmek için ki gerçekten bu sizin için iyi olabilir, buna pöh demeyin. Karanlık Canavarlarla Mücadele ve Karanlık Büyülerden Korunma dersleri de mevcut. Onlar zorunlu dersler, girmeniz gerekiyor. Sıkılmayacaksınız, umarım. Ek olarak zanaat, şifa gibi dersler de bulunuyor isterseniz girebilirsiniz. Fazla havadan sudan konuştuk gibi, isterseniz dersimize geçelim." dedi göz kırparak. Şu ana kadar gayet iyi gittiğini düşünüyordu, bundan sonra olacakları gerçekten çok merak ediyordu.

Şimdi elementinden bahsetmesi gerekiyordu, gurur duyduğu su elementinden. Sınıfın ortasına geçti, tabi geçerken öğrencilere sataşmayı da ihmal etmeyerek. "Şimdi çocuklar, ben anladığınız gibi su profesörüyüm ve bölüm başkanınızım. Her ne kadar istemeseniz de üç yıl boyunca muhattabınız benim." dedi gülümseyerek. Öğrencilerin de yüzünde oluşan gülümseme onu rahatlatmıştı. "Elementimiz, gerçekten çok değerli bir element. Her profesöre göre en değerli element kendisininkidir ama aramızda kalsın en değerli sudur." dedi kıkırdayarak ve diğer profesörleri anarak. "Su deyince akla ne gelir? Asalet, zerafet. Ateş deyince akla ne gelir? İntikam, ihtiras. Tabi bu karşılaştırmaları sizin diğer elementlerde düşman olmanız için yapmıyorum, mümkün olduğunca onları çekin çocuklar. İleride işinize yarar belki." dedi göz kırparak. "Bütün elementler dosttur, kardeştir. Suyla toprak gayet iyi anlaşabilir, suyla ateşin ve suyla havanınki gibi. Kavga duymayayım, özellikle sizlerden." dedi ve yeterli tanıtımı yaptığını düşünerek yerine oturdu. Artık derse geçmenin vakti geldiğini düşünüyordu.

Eline bir bardak su aldı. Öğrencilerinin hepsinin yanına gitti ve teker teker gösterdi. Öğrenciler bir bardak suya anlamsızca bakıyorlardı, bunun anormalliğini göremiyorlardı. Sabela bütün öğrencilere bir bardak suyu gösterdikten sonra tahtanın yanına gitti ve bardağı havada tutarak konuşmaya başladı. "Bu su, sizin her şeyin çocuklar. Suyla bütün olacaksınız, bedeniniz ve ruhunuzla suya ait olacaksınız. Bir bardak su diyip geçmeyin. Sizin kaderiniz bu su, sizin benliğiniz." dedi en ciddi haliyle. Öğreteceği ilk ders, küçük buz parçaları yapmaya yönelik olacaktı. Bardağı öğretmen masasının üzerine koydu ve bir el hareketiyle küçük buz parçalarını masaya dizdi. Öğrencilerin anlamsız, şaşkın, şaşırmış, hayranlık duyan bakışlarına gülümseyerek karşılık verdi. "Bunu yapmak çok kolay çocuklar. Sadece içinizdekini hissedin, gücünüzü dışarı vurun. Siz susunuz, su da siz. Bir el hareketi sizin kaderinizi belirleyebilir çocuklar. Şimdi sıra sizde." dedi ve öğrencilerinin önüne birer bardak su koydu denemeleri için.


En son Sabela Carme tarafından Paz Mayıs 15, 2011 8:00 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Joseph Glady
Aqua Öğrencisi / 1. Sınıf
Aqua Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Lakap : Josh
Mesaj Sayısı : 76
Nume : 2795

MesajKonu: Geri: 1. Su Dersi. ~ 1. Sınıflar.   Salı Mayıs 10, 2011 1:56 pm

İri ve sert yağmur damlaları, güneyden gelen nadir ladin ve çam ağaçlarının eseri olan yarı ahşap evimizin çatısının üzerine, fokurdayan çaydanlığın üzerinde patlayan boğuk köpürcükler gibi patlıyordu. Sol tarafımda soğuk mermerle örtülmüş duvardan gelen soğuk havayı diğer tarafımdan gelen geceden kalma soba ısısı bastırıyordu. Uyanmaya başladığım anla itibaren nefeslerim biraz daha derin ve istekli oluyordu. Kısa bir süre sonra birkaç battaniyenin üst üste getirilip yatak yapılmış yerinden yavaşça doğruluyordum. Ayaklarım nemli zemine basınca içim ürperiyordu. Daha gözlerimi açmadan burnuma keskin puro kokusu geliyordu. Zorla bir yutkun almamın ardından kendimi zorlayarak ayağa kalkıyordum. Babamın yanına gidip puro zevkini akşama bırakmasını dileyecektim ki evimizin ince camından sızan yoğun ve keskin güneş ışığı gözümü aldı. Her sabah dikkatsizliğimden dolayı başıma geliyordu. Yalın ayaklarla mutfağa kadar ilerledim. Güneş ışığından arındırılmış mutfağımızda meraklı gözlerle annemi arıyordum. Gözlerimi fal taşı gibi açmamla salona doğru koşar adımlarla ilerlemem bir oldu. Aniden kısık bir rüzgar esti içeriye. Ağrıyan başımı yana doğru çevirdiğimde evimizin kapısının açık olduğunu görüyordum. Etrafta kimseyi göremediğim için sinirleniyordum. Terliklerimi bir çırpıda ayağıma geçirdikten sonra dışarı çıktım. Az önceki güneş sinirimden gözümün seyirmesine dahi neden olmuyordu. Yeşil gözlerimle güneş ışığının kestiği noktalara doğru bakıyordum. İki tane iri adamın annemi ortalarında sürüklediğini gördüm aniden. Gürültülü ve kasvetlice bağırdım, "Anne!" Sesim fark edilmiş olacak ki silüetini seçebildiğim adamlar koşar adımlarla ilerliyorlardı. Terliklerimi ayağımdan çıkarak hızla koşuyordum. Çakıllar, kıymıklar, kum parçacıkları hepsi birer birer ayağımı acıtıp yaralıyorlardı. Fakat anneme yetişme ihtiyacı duyuyordum. Hala yüzünü seçemediğim adamlara çok yaklaşmıştım. Annem üzüntülü gözlerle bana bakıp "Özür dilerim. Josh!" diyordu bana. Kalbimde büyük bir acı hissediyordum. Annemin üzerine doğru atladım.



Kızgın bir feryatla yatağımdan fırladım. Derin derin soluk alıp veriyordum. Bir anda omuzlarım çöktü. Gözyaşlarımın arasında kısık bir sesle söylendim, "Anne..." Gördüklerimin rüya olduğunu anlamam uzun sürmemişken bugün ilk derse gireceğim aklıma gelmişti. Psikolojimden dolayı ne heyecanlandım ne de hüzünlendim. İlk buluşmanın önemli olduğu bilincindeyken ütülü kıyafetlerimi üzerime bir çırpıda geçirdim. Silik aynanın önünde dişlerimi fırçaladıktan sonra ağır adımlarla koridora çıktım. Elinde iri iri kitaplar taşıyan birkaç öğrenci gördüm. Belki de onlarda hissettiğim duyguları birer birer yaşamış kişilerdi. Belki kaderlerinin başkalarının elinde olması onları huzursuz ediyordu. Belki de çok mesuttular hayatlarından. Kendime bakım yapacak vakit bulamadığımdan, ellerimi kullanarak şaçıma düzgün bir şekil vermeye çalıştım. Dersliğimi görünce heyecanlanmaya başladım. Sakin tavrımla içeri girdim. Birkaç inek görünümlü öğrenci hafif tozlu sıralarda yerlerini kapmışlardı bile. Güneş ışığından uzak hatta hafif loş bir köşe seçip sessizce profesörü beklemeye koyuldum. Kısa süre içinde öğrenciler sınıfı doldurmuştu. Mavi gözlü bir öğrencinin ardından çok şık bir bayan içeri zarif bir adım attı. Pembe dilimle dudaklarımı nemlendirirken dilimi ısırdım. Profesörüm olmasını isteyebileceğim şık bir bayan ironik bakışlarla içeri girdi. Klasik merasim törenini attıktan sonra gözleri yaşardı. Ne olduğunu sormak istedim fakat fazla konuşmayı sevmediğimden şimdiden patavatsız kişilere ümit vermek istemedim. Kısa bir süre sonra profesörümüz kendine geldi ve sanırım ki üzüldüğü şeyi unutmak için bizlerle eğlenmeye başladı. Ortamı yumuşattıktan sonra bir bardak suyu önümüze koydu. Bir anda burda olma nedenim aklıma düştü. Ben bir element hakimiydim. Fazla böbürlenmeden önümdeki suyu buz yapmaya çalıştım. Kütüphanede okuduğum nice kitap bu suyu buza çevirmeme yaramıyor olacak ki kavisli bardağın içinde bir buz tanesi bile göremedim. Kendime inancımı tazelemek için aklımı boşaltmaya çalıştım. Başarmıştım da. Suyun tamamı değil fakat üst kısmını buzlaştırmıştım. Çehreme basit bir sırıtkanlık yerleştirmemin ardından derin bir soluk aldım. "Profesör!"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Marlon E. Karle
Aqua Öğrencisi / 1. Sınıf / Sınıf Başkanı
Aqua Öğrencisi / 1. Sınıf / Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 40
Nume : 2761

MesajKonu: Geri: 1. Su Dersi. ~ 1. Sınıflar.   Salı Mayıs 10, 2011 5:01 pm

• • •

Güneyden gelen toprak kokusu. Suyun damla damla birikip, sanki vücudundan bir parçaymışcasına hareket etmesi; hatta susuzluğun ardından dudaklarına damlayan yağmur taneleri kadar rahatlatıcı bir uyku. Gözlerini araladığında gördüğü manzaranın rüya olmadığının kesinlikle farkındaydı. Yatağından direk fırlamak yerine biraz zaman geçirip, hayal kurmaya başladı. Evini, ailesini ve eski yaşantısını oldukça özlüyordu. Bununla ilgili pratik ve oldukça güçlü bağlarla oluşmuş fikirler öne süreceğinden emindi. Etrafı biraz daha süzdükten sonra kirpikleri tekrar birbirine değiyor, göz kapakları kapanıyordu. Gözlerinin ardından etraftan geçen balıklar, sevimli yaratıklar ve en sevdiği arkadaşları tekrar gözlerinin aralanmasıyla kayboldu. Artık kalkmalı, birkaç işini hallettikten sonra dersliğine doğru koşar adımlarla yürümeliydi. Yüzmek çok daha hoşuna gidebilirdi ancak dersliğin yolunu yürüyerek bulabiliyordu. Yatağını ve çarşafını olduğu gibi bırakırken ne kadar dağınık olduğunu anımsıyor, kıkırdaması için ortaya bir sebep çıkıyordu. Kıyafetlerini özenle seçmiyordu. Kıyafetleri söylenen yalanlara benzetiyordu. Çıplak bedenin etrafa uyum sağlaması onun için daha hoştu. Zamanın ilerlemesiyle birlikte vaktinin oldukça azalmaya başladığını onunla birlikte yapabileceklerinin de kısıtlı olduğunu hatırladı. Yatakhanede kalan kişinin yalnızca kendisi olduğunu gördüğünde şaşırmadı.

Derslerin başlamasıyla birlikte yoğunlaşan insanlar doğrusu hiçte çekilir olmuyordu. Kendisi de yatakhaneyi terk ederken unuttuğu bir şeyin olup olmadığı konusunda emin olabilmek için etrafı süzdü. Dışarıya çıktığında suyun tüm bedeniyle bütünleştiğini hissediyordu. Vücudunu tümüyle kaplayan su damlacıklarıyla oldukça mutlu görünüyordu. Yüzeye çıkmasına yakın etrafında dairesel hareketler yapan balıklarsa Marlon için oldukça hoş bir görüntü sağlıyorlardı. Yüzeye kadar birlikte yüzdüğü balıkların ardından bir kayaya tutunarak kendisini çekti. Kıyafetleri ıslanmıştı ancak güneşin kavurucu sıcağının ardından hala ıslak olduğunu söyleyen olamazdı. Sahil kenarında sağlam, büyük bir kayanın üzerine oturduktan sonra, eline aldığı çakıl taşlarını sektirmeye başladı. Attığı taşların dibe vurarak kampına doğru ilerlediğini düşündüğünde ortaya komik görüntüler çıkıyordu. Eskiden taş sektirmede oldukça başarılıyken, artık en fazla 3 kere sekiyordu. Son attığı taşın 4. sekmeye uğraması için dua ediyor ancak bunu başaramıyordu. ' Hay aksi! '

Dersliklere doğru ilerledikçe doğru orantılı olarak artış gösteren öğrenciler arasında tanıdık bir yüz arıyor, ancak seçemiyordu. Tüm insanlar birbirine benziyor, birbirlerinin içine giriyor, birden ortadan kayboluyordu. Bunca kalabalığa rağmen yapayalnız hissediyor olmasını kendine mâl ediyordu.Fazlasıyla olduğu lider yapısından vazgeçemediği için diğerlerini sadece yönetmekle kalıyordu. Tüm öğrenciler ilk derse girmenin heycanıyla etrafta dolanıyor, birbirine çarpıyor hatta birbirini eziyordu. (!) Ezme eyleminin bilinçli yapıldığı da düşünülebildiğinden Marlon önce kıkırdadı daha sonra suratını oldukça ciddi bir anlama büründürdü. Derse girecekti ve bu hâlde derse girip giremeyeceğini, girse de anlayıp anlayamayacağını kendince sorguluyordu. Kafasını gökyüzüne kaldırdığında gördüğü mozaik işleme gözünü alıyordu. Dersliğe çekingen tavırlarla adımını attı ve başını dik tutarak yer bulmaya çalıştı. Suyu öğrencekti. Şimdiye kadar hiç sorgulamamıştı. Su neydi? Su yaratılıştı çıplak bedenlerde. Hüzündü yorgun gözbebeklerinde. Hayat, can, kan... Marlon'a göre liste uzayıp gidiyordu ama belirttiği gibi kendisine göre. Tüm insanlara göre neydi Su? Hayat kaynağı olduğu kesindi. Yine de teorik olarak öğrenmesinde herhangi bir sakınca göremiyordu. Sakin, çoğunluğun olmadığı bir bölüme oturup profesörü beklemeye koyuldu. Oldukça sulu gözlerle profesörün gelişini izliyordu. Doğasında bulunan su mutlaka kendisini gözlerinden dışa vuruyordu. Çoğu zaman gözyaşlarını kontrol etmeye çalışıyordu. Damla damla süzülen yaşlar en doğal su kaynağıydı. Daha doğalını bulmak gerçekten zor olabilirdi. Düşüncelerden henüz ayılabilmişken herkesin ayakta olduğunu gördü ve ayağa kalktı. Ayağa kalktığındaysa öğrencileri profesör çoktan selamlamış ve oturmalarını sağlamıştı. Marlon da otururken sendeledi fakat yine de sağ salim oturabilmeyi başardı.

Profesör oldukça güzeldi ve su profesörü olabilmek için gerçekten iyi bir tipti. Su kadar temiz bir beden, dalgalı saçlar ve masmavi gözler. Profesöre odaklanmışken prrofesör kendisini tanıttı. hemen ardından dudaklarını hafif kıpırdattı ve kimsenin duyamayacağı tonda ' Ben de Marlon. Gerçekten çok memnun oldum. ' kelimelerin ağzından düşmesine engel olamazken kimsenin duymamış olmasına gerçekten sevindi. Kendisiyle 3 yıl geçireceklerini duyduğunda en sevdiği dersin hep bu olacağına kendi kendine söz verdi. Her dudağının açılıp kapanmasında profesöre daha da fazla odaklanıyor, her defasında ritmik şekilde ayağını yere vuruyordu. İçlerindeki gücü farketmelerini isteyen profesör adeta Marlon'a hitap ediyordu. Marlon gücünün farkında değildi ve su kullanıcılığı her insanın sahip olduğu doğal özelliklerden birisi gibi davranıyordu. Oysa kendi gücüyle birleştirdiğinde yenilmez bir patlama ortaya çıkabiliyordu. Sınıftaki hava birden değişti. Ağlamaklı ses tonuyla bunların geçeceğini belirten profesörün amacının gerçekten saptığını fark etti. Bu da ne demek oluyordu? Neyi kastediyordu? Zaten adaya yeni geldiklerinden dolayı oldukça hüzünlü, özlem ve acı yüklü duyguların karışımını yaşıyorlardı. Profesörün bu kadar çabuk yıkılabileceği aklına gelmezdi. Belli ki ailesine düşkün, duygusal ancak bir o kadar da dengesiz bir karakteri vardı.

Etrafa hakim olan sessizliği derse dönmek istemesiyle profesör bozdu. Hemen ardından gelen anlamsız ve fazlasıyla saçma esprilerle sınıf birbirine bakıyor, oldukça durgun gözüküyordu. Kahkaha atmak istemiyordu. Özellikle bu tarz espriler profesörle olan fantezilerinin tümüyle içine edecekti. Bunları duymazlıktan gelip, kaldığı yerden devam etti. Ciddi ciddi sıkılmaya başlamış, bununla birlikte kalemini sıraya vurarak tuhaf seslerin oluşmasını sağlamıştı. Zorunlu olarak bu adada üç yıl kalacağını öğrendiğinde oldukça sıkılmıştı. İlk günden sıkıntıdan patlarcasına yorgun ve hüzünlü hissediyorsa, önündeki üç yılın nasıl geçeceğini düşünmek dahi istemiyordu. Öğrenmek amaçla gelmemiş, adeta işlediği suçun cezasını sıkıntı bedeliyle ödemeye gelmişlerdi. Profesörün tekrar derse geçmek istemesi üzerine tekrar gelecek esprilerden kaçınmak adına Marlon kulaklarını kapattı. Biraz zaman geçtikten sonra ciddi konuşmalar döndüğünü fark edip. esprilere ara verildiğini, gerçekten derse başlandığını öğrenebildi. Bu oldukça hoşuna gitmişti. Sonunda derse başlıyorlar ve Marlon için merak konusu olan her şey açıklığa kavuşuyordu. Yine üç yıl birlikte olacaklarını teyit eden profesöre oldukça çekici bir gülümsemenin ardından bakış atarcasına adapte oluyordu. Gerçek düşüncelerden sapıp, hayal kurmak şuan içi doğru bir zamanlama olmasa da bunu yapmamak için kendisini zor tutuyordu. En değerli elementin su olduğundan bahseden profesörün laflarından Marlon hiç şüphelenmiyordu. Diğer elementlersiz yine var olunabilirdi ancak su olmadan asla! Yaşasalar bile saf, temiz kalamazlar, günahlarının bedenlerinde cisimlenmesine izin verebilirlerdi. Bu tarz yaşam ölmekten çok daha iç açıcı değildi. Diğer elementlerle oldukça iyi anlaşmasına rağmen kendi elementini de yadırgıyor değildi. Suyla toprak benzetmesi Marlon'ın hoşuna çok gitmedi. Çamuru diğer adıyla kirlenmiş suyu sevmiyordu. Aynı şekilde su ve ateş karışımı hür olmayan dumanın hava elementi sınırlarında dolaşması da pek hoş olmayacaktı. Üstünlük düşüncesi beyninde yaşam bulamamış olmasına rağmen diğer insanlar hakkında önyargılı davranabiliyor olması Marlon için büyük bir kayıptı. Kavga etmeyeceğinden emindi lâkin kendini müdaafa etmeyeceği anlamına da gelmiyordu.

Eline aldığı bir bardak suyla ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. İçinde su vardı ve bu kesinlikle dersle alakalı bir şey olmalıydı. Aksi takdirde o bardağın içinde su yerine başka bir madde de bulunabilirdi. Marlon bu noktada saçmaladığının gayet farkına vardı. Belki de sadece içecekti. Savaş öncesi yüreklendirme alıştırması yapıyor gibi profesör bardağı havaya kaldırdı ve bastırmaya başladı. Gittikçe şiddetlenen ses tonuyla celallendiğini hisseden Marlon, profesörden oldukça umutluydu. Kendilerinin beyinlerini suyla (!) doldurabileceğinden emin olabiliyordu. Bardağı öğrencilerin önüne dizmişken Marlon da bundan nasipleniyordu. Gücünü gösterme vakti gelmişti. Bardağa dokunurmuş gibi elini salladı. İşler yolunda gitmiyordu. Tekrar tekrar denemesine karşın buzlaştıramamıştı. Daha sonra iyice yoğunlaştı ve kendisinin su olduğunu dile getirdi. ' Başarabilirim. Ben suyum. Engeller karşısında yıkılmayıp, bir delikten sızar, kaderimi çizebilirim. ' ardından tüm hissiyatıyla bütünleştirdiği ellerini bozup suyu okşadı. Elleri ahenk içerisinde dans ediyordu ve gözlerini araladığında suyun buz olduğunu görüyordu. Seviniyor, profesörün görebilmesi için dikkat çekme moduna giriyor, avını avlayacak avcı misali etrafı kolaçan ediyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tessa Dixon
Aqua Öğrencisi / 1. Sınıf
Aqua Öğrencisi / 1. Sınıf


Lakap : Tess
Mesaj Sayısı : 53
Nume : 2770

MesajKonu: Geri: 1. Su Dersi. ~ 1. Sınıflar.   Cuma Mayıs 13, 2011 9:19 pm

Tessa Güneş’in parlak ışınlarının penceresinden içeriye girmesiyle uyandı, Güneş üzerinde gezinirken hem rahatsız oluyor hem dehoşuna gidiyordu. Bunu anlatmak biraz zordu kız için… Zaten o hiçbir zaman düşündüklerini tamamen sözcüklere dökememişti, her zaman eksik, her zaman yarımdı. Onu tamamlayacak olan öz içinde değildi, ya başka birindeydi, hani şu ruh eşi dediklerinde, ya da o özünün yarısını evinde ailesiyle bırakmıştı. Magia Adası’ndaki ilk gecesini geçirmiş ve yeni yatağında yatmıştı. İlk gün yerini yadırgamış ve rahat bir uyku uyuyamamıştı. Hayat hiç adil değildi, o neden özel insanlardan biriydi ki? O taşra hayatından gerçekten fazlasıyla memnundu. Çiftçi olan anne ve babasıyla, etrafta koşup duran, mutlu kardeşleriyle yaşamaktan memnundu. Onun sessiz, sakin ve sıradan hayatını bozan büyüye şükretmek hiç içinden gelmiyordu. O ailesinin yanında kalmak istiyordu. Deterjan kokan çarşaflarını, leylak kokan annesini, toprak kokan babasını özlüyordu. Daha bir gün geçmişken onları özlemişti. Hayatı monotondu, sıradandı ama ona yetiyordu. Zaten hiçbir zaman fazlasında gözü olmamıştı. Tessa göz önünde olan bir kız değildi, erkeklerle konuşamayacak kadar çekingendi, emir almak ve uygulamak tam ona göreydi. Ta ki içinde yaşayan büyüyü, suyu, keşfedinceye kadar…

Bir gün babasıyla bahçede yeni leylaklar ekerken can suyunu vermek için aklından suyun hemen yanında olmasını dilemişti, eliyle uzanıp dokunabileceği kadar yakınında olmasını istemişti. Hortum ise evin arka tarafındaydı, hava çok sıcaktı ve Tessa yorulmuştu. Arka bahçeye gitmek fazlasıyla zor geliyordu ve o da suyu düşünmüştü. Serinliğini, hayat verişini, temizliğini, saflığını… İşte o zaman içinde bir şeyler değişti; bütün vücudu serinledi, burnuna okyanusun kokusu doldu, suyun verdiği hissi tattı. Ellerinde oluşan nem normal bir terleme değildi. Tessa içgüdüsel bir hareketle ellerini ileri doğru savurdu, içinden bir şeyler yoğunlaşıp dışarıya fırladı, yaş toprağın kokusunu duyup leylakların diplerine baktığında elinden çıktığına emin olduğu suyu gördü. Bu ona ilk başlarda bir mucize gibi gelmişti. Küçükken özel insanlardan biri olmak isterdi, muhteşem güçleri olanlardan hani... Tessa için gücünün ilk zamanları muhteşem geçiyordu, her istediğinde suyu çağırıyor, kullanıyor ve işi bitince gönderiyordu. Bir süre sonra suyun üzerinde daha fazla söz sahibi olmak istedi, ona hükmetmek, onun efendisi olmak istedi. Yeni yeni şeyler denerken elementinin tutsağı oldu, geceleri uyurken karanlık sularda boğulduğunu gördü rüyasında. Tessa elementini çok kullandığı için onun esiri olmuştu, o suya hükmetmek isterken su ona hükmetmeye başlamıştı. Büyüye sürekli dokunmak onda kişilik bozukluklarına yol açmış ve gerçek karakterini unutmasına yol açmıştı. Yaşadığı ani ruh hali değişimleri sadece başlangıçtı, Tessa bir anda başka bir insana dönüşebiliyordu. Çok iyi bir oyuncu olduktan sonra bir süre ailesine kötü davranmış, yalan söylemiş, esrar içmiş ve erkeklerle düşüp kalkmaya başlamıştır. Büyünün yan etkilerinden kurtulmak için suya hiç dokunmamayı tercih etmişti. 4 ay boyunca hiç suya dokunmamıştı, hayatı yavaş yavaş düzene girerken sadece maskeleri kalmıştı.

Şimdi ise korktuğu şey başına geliyordu, tekrardan suya dokunacaktı ve o fazlasıyla korkuyordu. Yine eski zamanlarına dönmek istemiyordu, ama içindekibir şey büyüye dokunmak için onu kışkırtıyordu. Tessa özlemle iç çekip gözlerini kapattı. Suyu hissetmeye çalıştı. Koku burnuna dolmuş ve vücudu serinlemişti ama bu kadardı. Suyun ferahlığı, saflığı ve temizliğini hissedemiyordu, bir şeyler bunu engelliyordu.

Tessa yatağından kalkıp banyoya gitti ve yüzüne su çarptı. Birbirine girmiş açık kahverengi saçlarını fırçayla yolarcasına taradı, yeşil gözlerinin feri gitmiş gibi donuktu, eskiden –suyu kullandığı zamanlar- yeşil gözleri Güneş’in vurduğu yosunlu denizler gibi parıldardı. Şimdi ise küçücük bile bir parıltı yoktu. Tessa bezgin tavırlarla dolabına yürüdü ve turkuaz rengi bir t-shirt çekip yatağının üzerine attı, ardından siyah bir pantolon çıkardı. Üzerindeki geceliklerini çıkartıp dolaptan aldığı t-shirt ve pantolonu giydi. Açık kahverengi saçlarını sıkı bir atkuyruğu yapıp siyah babetlerini ayağına geçirdi. Aynaya baktığında yürüyen bir cesetten başka bir şey görmüyordu. Bu kadar solgun olmak iyi değildi, onu zayıf gösteriyordu, zaten öyleydi… Kirpiklerine siyah rimel sürüp kitaplarını alıp odasından çıktı.

Dersliğe başı önde, etrafına hiç bakmadan, yürüdü. Tessa sessiz, sakin ve içine kapanıktı. Dünden beri odasından hiç çıkmamıştı, haliyle de kimseyle tanışmamıştı, tanışmakta istemiyordu. Başkalarıyla konuşup buraya alışmak istemiyordu, en kısa zamanda ailesinin yanına, taşraya, dönmek istiyordu. Burası ona göre değildi. Yanından geçtiği sarı saçlı sürtük tipli bir öğrenci
“Hadi taşrana geri dön solucan.” Diye bağırdı. Tessa başını hiç kaldırmadan “Keşke geri dönebilsem…” diye mırıldandı. Gerçekten burası ona göre değildi, sürtüklerle, züppelerle uğraşamazdı. Bu düşünceler aklından geçtiği anda ruh hali değişti, içinde bir öfke kaynamaya başladı. Yeşil gözlerine kötücül pırıltılar yerleşirken Tessa başını kaldırdı ve arkasına dönüp sarı saçlı kıza seslendi. “Sende git kendini becer sürtük!” dedi. Kız, Tessa’dan aldığı cevapla şaşırırken Tessa sinsice gülüp yürümeye devam etti. Dersliğe giderken neşeli ve umursamazdı. Üzerine yapışan sürtüklük maskesiyle gördüğü birkaç yakışıklı erkeğe de göz kırpıp iş atmayı ihmal etmedi. Okulun binasından içeriye girip Su dersliğine doğru yürüdü. Cam kenarında bir sıraya oturup Profesörü beklemeye başladı. Derslik yavaş yavaş dolarken Profesör içeriye girdi. Elindeki kitaplarla topuklu ayakkabılarının zeminde çıkardığı yüksek sesle kürsüye doğru ilerdi. Bütün öğrenciler saygı amaçlı ayağa kalktıklarında Tessa’da umursamaz bir şekilde ayağa kalkıp profesörü süzmeye başladı. Üzerindeki mavi elbisesi fazlasıyla kısa ve hatlarını belli eden cinstendi, saçları ve makyajına çok özendiği belli oluyordu. Dönemin ilk dersine gelmek için bu kadar süslenmesinin amacını çözememişti Tessa. Profesör başını eğip herkese oturması için işaret verirken Tessa’da diğerlerinin yaptıklarını yaptı. Profesörün yüzündeki gülümseme silinirken konuşmaya başladı. "Merhaba çocuklar ben Profesör Carme." Dedi ve yüzündeki ciddi ifadenin yerini bir gülümseme aldı. "Sizinle üç yılımızı geçireceğiz çocuklar. Bu süre içerisinde içinizdeki potansiyel tavan yapacak ve sizler mükemmel kullanıcılar olacaksınız. Aqua Krallığı'nın gelecekteki şifacısı, zanaatkârı ve belki de kralı olacaksınız. Her şey size bağlı, içinizdeki gücü fark edin ve kullanın." Dedi işte bu Tessa’nın en çok korktuğu şeydi. O zaten gücünü keşfetmiş ve kullanmıştı hem de fazlasıyla. İçinde büyüyen korku cesaretini kırarken diğer herkesin yüzü gevşemişti. Aqua öğrencilerinin büyük bir çoğunluğunun hedefi Aqua Krallığına gitmek olmalıydı ki Tessa öğrencilerin iç geçirdiğini duydu. Onun ise böyle bir isteği yoktu, o buradan kurtulmak istiyordu, o büyüden uzak durmak istiyordu, o ailesiyle taşrada mutlu ve sıradan bir hayat istiyordu. Tessa özlemini bastırmak için Profesör Carme’yi dinlemeye koyuldu. "Hepsi geçecek, size söz veriyorum." Dedi sesi ağlamaklıydı. Bu ses tonu Tessa’nın ruh halinde bir değişmeye sebep olmuştu. Bir profesör bu tonda konuşmalıydı, iğrenç görünüyordu. Profesör dayanıklı ve gaddar olmalıydı. Oysa Profesör Carme ise bu özellikleri olan birine benzemiyordu. Onun ağzından ders dinlemek sıkıcı olacaktı Tessa için. Profesör Carme kendisini toparlamak için cam kenarına giderken Tessa gözlerini ondan ayırıp kötücül bakışlarını Aqua öğrencilerine çevirdi, eğer bir kavga çıkarırsa Aqua öğrencileri arasında bir üne sahip olurdu ama kötü bir üne. Bu onun için önemli olmazdı, belki de bütün Aqua öğrencileri ondan korkardı. Şu anda gidip bir kaltağı ağzından burnundan kan getirene kadar döverse belki Magia’dan bile atılabilirdi. İşte buna asla hayır demezdi. Yüzünde sinsice bir gülümseme oluştuğunda Profesör Carme sudan bahsetmek istediğini söylüyordu. Fakat konuşmaya başlamadan önce önde oturan bir Aqua öğrencisinin yanına gidip iğrenç bir espiri yaptı. Tessa öğürmemek için kendisini zor tutarken bunun bu kadarla bitmediğini gördü. Profesör Carme birbirinden iğrenç espirilerle öğrencilere sataşıyordu. Derslikteki birçok öğrenci bunlara gülüp eğlenirken Tessa Profesör Carme’nin haline gülüyordu. Gerçekten saçmaydı yaptıkları herkes gülmeyi kestikten sonra Tessa yapmacık bir ‘ha ha ha’ şeklinde güldü, yakındaki birkaç göz ona çevrilirken Profesör Carme’nin buz gibi bakışlarıyla karşı karşıya geldiğinde Tessa’nın morali bozulsa da gülümsemeye devam etti.

Profesör Carme normale döndüğünde dersliğin ortasına geçip açıklamalar yapmaya başladı.
"Biliyor musunuz çocuklar, burada zorunlu üç seneniz var. Pöh diyebilirsiniz, sizi anlarım. Bir yıl daha kalabilirsiniz kendinizi geliştirmek için ki gerçekten bu sizin için iyi olabilir, buna pöh demeyin. Karanlık Canavarlarla Mücadele ve Karanlık Büyülerden Korunma dersleri de mevcut. Onlar zorunlu dersler, girmeniz gerekiyor. Sıkılmayacaksınız, umarım. Ek olarak zanaat, şifa gibi dersler de bulunuyor isterseniz girebilirsiniz. Fazla havadan sudan konuştuk gibi, isterseniz dersimize geçelim." Dedi, yine sona iğrenç bir espiri sokuşturmayı başarmıştı. Tessa yüksek sayılabilecek bir şekilde iğrendiğini belirten Urgh! sesini çıkarttı. Profesör duymazlıktan gelip su elementini övmeye başladı. Tessa bu kısımları yarım kulakla dinledi, genelde dışarıyı izledi. Profesör Carme’nin topuklu ayakkabısının sesini duyduğunda dikkatini ona verdi. Elinde su dolu bir bardak vardı. Tessa “Sonunda derse geçebildik.” Diye mırıldandı. Çevresindeki birkaç öğrenci ona onaylamayan bakışlar atsa da Tessa onları pek umursamadı. "Bu su, sizin her şeyin çocuklar. Suyla bütün olacaksınız, bedeniniz ve ruhunuzla suya ait olacaksınız. Bir bardak su diyip geçmeyin. Sizin kaderiniz bu su, sizin benliğiniz." Dedi ve masaya yürüyüp bardağı masaya bıraktı, elini hafifçe savurmasıyla su, küçük buz parçalarına dönüşüp masanın üzerinde yuvarlandı. Su elementiyle ilk kez karşılaşan birkaç Aqua öğrencisinden hayret nidaları yükselse de bu Tessa’yı etkilememişti, çünkü o su elementiyle çok önce tanışmıştı. "Bunu yapmak çok kolay çocuklar. Sadece içinizdekini hissedin, gücünüzü dışarı vurun. Siz susunuz, su da siz. Bir el hareketi sizin kaderinizi belirleyebilir çocuklar. Şimdi sıra sizde."dedi ve tüm sınıfın önüne su dolu bardaklar koydu. Profesör Carme Tessa’nın önüne bardağı koyarken bakışları çok sevecen görünmüyordu.

Tessa uzun bir süre önündeki su dolu bardağa baktı. Derslikteki tüm öğrenciler suyu buz haline çevirmeye uğraşırken Tessa içindeki büyüye dokunmaya korkuyordu. Bu durum Profesör Carme’nin dikkatini çekmiş olacak ki sert bir ifadeyle Tessa’nın başına dikildi.
“Sen niye dediğimi yapmıyorsun?” dedi, Tessa’nın gaddar ve sürtük olan yanı çok uygun bir cevap verecekken uysal ve sakin Tessa devreye girmişti. Tessa’nın bakışları yumuşamıştı. “Şey, ben büyüye dokunmaya korkuyorum. Daha önce onu keşfettiğimde pekiyi şeyler olmadı, yani sonrasında… Suya kötü davranıp onu çok kullandığımda… Hükmetmeye falan çalıştım…” dedi, sesi yaptıklarından utanmış gibi çıkıyordu. Profesör Carme’nin gözlerinin içine bakamıyordu. Profesör Carme uzun, tırnakları ojeli, zarif parmaklarıyla Tessa’nın başını yukarıya kaldır. “Bir kez dene çocuğum, suyu kullanmayı öğreneceksin. Unutma su senin, sende onunsun.” Dedi ve gülümseyip Tessa’nın yanından ayrıldı.

Tessa Profesör Carme’yi dinleyip gözlerini kapattı ve suyu çağırmaya başladı. İlk önce serinliğin geldiğini ve bütün bedeni serinlerken okyanusun eşsiz kokusu burnuna dolduğunu düşündü. Suyun teninde bıraktığı hissin muhteşemliğini düşünmek çok zor değildi onun için. Ferahlık ve güç baştan aşağı onu sarmaladığını düşünmek onun için en zor olanıydı. Uzun zamandır suya sırt çevirmişti ve şimdi suyun kaderi olduğunu ve ona ait olduğunu öğrenmişti. Oysa Tessa her zaman ondan kurtulmak istemişti, hep bir çıkış yolu aramıştı ama yoktu. Su onun kaderiydi, içinden bu kaderine küfür edip tekrar önündeki suya yoğunlaştı. Sağ elini narin bir şekilde su dolu bardağın üzerinde çevirmeye başladı. Suyun titreşimlerini avucunda hissetmeye başlamıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Damita Dione Delphia
Aqua Öğrencisi / 1. Sınıf
Aqua Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Lakap : Damin
Mesaj Sayısı : 37
Nume : 2767

MesajKonu: Geri: 1. Su Dersi. ~ 1. Sınıflar.   C.tesi Mayıs 14, 2011 6:10 pm

Gördükleri bir hiçmiş gibi uyandı Damita. Kabus görmüştü fakat umrunda değildi. Gece boyunca hiç uyumamış gibiydi gözleri. Kalkıp aynaya baktı, rüyası aklına geldi; yüzü gözü kan içindeyken elleriyle yüzünü ovdu ve yıkanmışçasına beyazladı masum görünen suratı. Aynadaki yüzü şimdi bembeyazdı. Ya bu aynada bir şey var ya da ben değişiyorum diye düşündü. Saçlarının rengi git gide açılıyordu. Yüzünün rengine zaten hala inanamıyordu. Kardeşi onu buhalde görse 'Hayalet' diye dalga geçerdi. Sahi kardeşi ne yapıyordu şimdi. Annesini yıllar önce kaybetmiş babasıyla yaşıyorlardı. Babası sürekli çalıştığı için bir kere bile olsun onlara zaman ayırmamıştı. Tabi ki tüm bunları düşüncek kadar vakti yoktu. DEEERRSSS !! Onun en çok sinirini bozan şey teori dersleriydi. Ama daha derslerin ne olduğunu bilmiyordu bile. Bunu öğrenmek için hazırlanıp kendine gelmesi gerekliydi sanırım. Hemen darmadağın olan saçlarını şekle sokup hafif bir parlatıcı dokunduru dudağına. Gözlerinin rengini vurgulamak içinde göz çevresine aydınlatıcı uyguladı. Belki bir şey farketmedi fiziksel olarak ama bir kızı sabahleyin ilk rahatlatabilecek şey makyaj yapmak olmalı. Artık hazırdı derse yetişmek için son 4 dakika! Koridorda o kadar çok yabancı insan vardı ki hiç birinin yüzüne bakacak kadar vakti yoktu. Koşarken bir yandan şalını bir yandan çantasını tutmaya çalışıyordu. Kim bilir kaç kişiye vurdu o ağzına kadar dolu olan petrol mavisi çantasıyla..

Son saniyeler yorulduğundan olduğunu söylensede kendi kendine ilk kez su dersi alacağı ve yeni bir çok insanla tanışacağı için kalbi fazla hızlı çarpıyordu. Sınıfa hızlı bir giriş yapmadı, direk daldı. Herkes sanki ona bakıyormuş gibi hissetti ve kimseyle göz teması kurmadan gülümseyerek Günaydın dedi. Yerine oturmasıyla kapı açıldı ve içeri dünya güzeli bir bayan girdi. Gözlerinden onun Su Profesörü olduğu belli oluyordu. Deniz mavisi.. Adeta büyülenmişti. Sınıftan sesler yükseldi; bunlar, vaay, ooOOoo gibi seslerdi ve genelde erkeklerden çıkmıştı. Önde oturduğu için şöylü dönüp bir arkasına baktı, kim var kim yok hesabı. İçinden lanet okudu bu sınıfta çok zarif hanımcıklar ve fazlasıyla taş oğlanlar vardı. Önüne dönmeyi unutmuş gibi elini sallayarak kendine gelmeye çalııştı. Anlaşılan sınıfın en çirkin kızı Damin'di. Şansı yoktu geerçekten sınıf taşlarla kaynıyordu. Hele ki öğretmeni, hayatında gördüğü en zarif bayan olsa gerek.

Öğretmenin sesiyle herkes toparlandı. Bütün sınıfın yüzünden düşen bin parçaydı. Haklılar hepsi ailelerinden zorla alınıp buraya getirilmişlerdi. Acaba diye düşündü Damin, Acaba onun gibi buraya geleceği günü dört gözle bekleyen birileri var mıdır ki? Profesör öğrencilerin yüzünü güldürmek istemiş olacak ki espiri yapmaya başladı ama bin şahit gerek. O espiri yaptıktan sonra alt yazı geçmeli ESPİRİ YAPTI, GÜLÜN. diye. Ama bunlar profesörden soğumasına bir bahane değildi Damin için. O bayan çok samimi geldi Damin'e, annesini hatırladı.
Profesör eline bir bardak su aldı. Yanımıza gelerek teker teker heppimize gösterdi. Damin'in yanından geçerken Damin yüzünde bir soğukluk hissetti. Su her zaman ki haliyle yine suydu ama son zamanlarda Damin derdini bile suya anlatır olmuştu.Profesör tahtaya doğru ilerledi ve bardağı göstererek konuşmaya başladı.
"Bu su, sizin her şeyin çocuklar. Suyla bütün olacaksınız, bedeniniz ve ruhunuzla suya ait olacaksınız. Bir bardak su diyip geçmeyin. Sizin kaderiniz bu su, sizin benliğiniz." dedi. Sonra bardağı masaya koydu ve tek elini havada değişik bir şekilde sallayarak şıklattı parmaklarını. Su, küçük buz kütleleri olmaya başladı. Herkes konuşmaya başladı Damin şaşırdı bu kadar basit olacağını hiç düşünmemişti. Eğer gerçekten bu kadar kolaysa ilerde Aqua Krallığında yer alabilirdi. Bunu yapmak çok kolay çocuklar, sadece içinizdekini hissedin. Gücünüzü dışarı vurun. Siz su'sunuz, Su da siz. Bir el hareketi sizin kaderinizi belirleyebliri çocuklar. Şimdi sıra sizde. dedi. Hepsine birer bardak su verdi ve Damin bunu buza çevirmeyi sabırsızlıkla bekliyordu. Hemen bardağın etrafını iki eliyle sardı ve suyun ferahlığını ellerinse hissetti daha sonra profesörün yaptığı gibi tek el hareketiyle suyu buza çevirmeyi başarmıştı. Büyük gururdu onun için.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
1. Su Dersi. ~ 1. Sınıflar.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Fantasia RPG :: Magia Adası ve Büyü Okulu :: Element Derslikleri :: Su Dersliği-
Buraya geçin: