Fantasia RPG
Hoş geldiniz!
Fantasia Rpg'ye üye olabilmek için, bir referansa ihtiyacınız var! Eğlenceye başlamanız için bir tanıdığınızın size kefil olması gerekiyor. Eğer Fantasia dünyasına katılmak istiyorsanız ve sitede referans alabileceğiniz bir üye tanımıyorsanız, Fantasia Dünyası'nın efendisi Dominus ile görüşüp şahsi referansını alabilirsiniz: jfr4ever@hotmail.com

Fantasia RPG

İyilerin iyi, kötülerin kötü olmadığı bir dünyada, benliğinizi koruyabilecek misiniz?
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Değişik Başlangıç

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Elanora Caranthir
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Lakap : Nora, Ell.
Mesaj Sayısı : 49
Nume : 2811

MesajKonu: Değişik Başlangıç   Çarş. Mayıs 11, 2011 1:10 am

Elini alnına dayayarak bir süre gözleri kapalı bir şekilde ayakta dikilmeyi sürdürdü. Ne kadardır burada olduğunu bilmiyordu, bildiği tek şey önünde duran lanet olasıca kitabı havalandırmayı hala başaramamış olmasıydı. Minik kum taneleri veya hafif nesneler için için fazla sorun değildi ama güç uygulaması gereken nesne ağırlaştıkça, havayı kullanması daha zor bir hale geliyordu. Elanora, mükemmel olmak istiyordu ve bunu başaracaktı, o kitabı ne pahasına olursa olsun havalandıracaktı. Belki de abartıyordu, daha adadaki ilk haftasını bile doldurmadan kendine çok fazla yükleniyordu. Kamptaki arkadaşlarının çoğu daha etraflarında hafif bir esinti yaratmayı dahi başaramazken o oldukça iyi gidiyordu. Yine de, ona göre bu kadar başarı yeterli değildi. Kim olduğunu diğerlerine gösterebilmek istiyorsa, işe elementine hükmetme gücünden başlaması gerekiyordu. Derin bir nefes aldıktan sonra biraz daha sakinleşmiş olduğunu hissetti. Kendini avutmuyordu, elementini kullanmak konusunda gerçekten çok başarılıydı. O kitabı havalandıramamıştı çünkü saatlerdir değişik nesnelerin yerlerini değiştirmekle uğraşmıştı ve bu onu çok yormuştu. Artık havaya hükmetme konusunda sorun yaşıyordu, birkaç saat dinlendikten sonra tekrar denese kesinlikle başarabilirdi. Onun gibi adaya yeni gelmiş olan element kullanıcıları hala kamplarında kös kös oturup koparıldıkları ailelerini düşünüyor, feryat ediyor veya küçük bir bebek gibi ağlıyorlardı. Elanora için bu tarz bir duygu seli yaşamak söz konusu dahi olamazdı. Evet, o da çok sevdiği ailesinden ayrılmış, saçma olduğunu düşündüğü bir testin sonucunda kendi iradesinin dışında adaya getirilmişti. Bu durumdan başta fazlasıyla rahatsızlık duymuştu. Sonra, buraya getirilmesinin sebebini öğrenmiş, kendini elementinde geliştirebilmesinin tek yolunun bu adada kalmak olduğunu anlamıştı. Artık bu durum ona eskisi kadar rahatsızlık vermiyordu. Aciz insanlar istemedikleri halde esir tutulurdu. Elanora istese, ölümü pahasına olsa bile bu hayattan kurtulabilir, en kötü ihtimalle kimsenin esiri olmamak için kendini öldürebilirdi. Evet, o hiçbir zaman iplerini başkasına teslim eden zavallılardan olmamıştı. Ailesi için biraz endişeleniyordu, çok sevdikleri kızlarından ayrı kalmak, onlar için fazlasıyla zor olmuş olsa gerekti. Yine de Caranthir çiftinin bununla başa çıkabileceğini biliyordu. Küçük kız kardeşi Seandra onun gibi bir element kullanıcısı değil, sıradan bir insan çocuktu. Elanora'nın yokluğunda ailesi için teselli olacaktı, birkaç yıl sonra Elanora'nın ismi evlerinde anılmayacaktı. İçten içe ayrıldığı andan itibaren bir daha oraya dönmeyecek olduğunu anlamıştı. Buradaki herkesin gayesi üç yılın sonunda yuvaya geri dönmekti ama o, daha okulu tanımaya başladığı ilk günden kararını vermişti. Hava elementinde yeterince ustalaştıktan sonra, kara büyüleri de öğrenecekti. Sonrasında, bilmesi gereken diğer büyülerin derslerini de alacaktı. En mükemmel olabilmek için elinden gelen her şeyi yapacaktı. Belki bir gün ülkesine geri dönerdi fakat orada Komutan Iagor'un kızı olarak değil, ülkenin kraliçesi olarak anılırdı. Hedefleri çok yüksekti, kendine güveni tamdı. Zeki ve başarılı, gerektiği zaman da çalışkandı. Güzeldi, kendine güveniyordu ve her durumu lehine çevirmeyi bir şekilde başarıyordu. Aer Krallığı ondan daha iyi bir kraliçe bulamazdı.

Kafasını hızla iki yana doğru sallayarak zihnindeki hayallerden sıyrılmaya çalıştı. Daha on sekiz yaşındaydı ve büyücülük okuluna gelmesinin üzerinden bir hafta bile geçmemişti. Burada insanlar değişken, dersler ve şartlar zorluydu. Birkaç ay sonra nasıl bir duruma gelecek olduğunu bilmiyordu. Adımlarını sağlam atmalı, bu kadar erkenden hayallere dalmamalıydı. Suratına kendine sonuna kadar güvendiğini belli eden bir gülümseme yerleştirdi, her şeyin bir zamanı vardı ve Elanora beklemeyi bilen, sabırlı biriydi. Şu anda en büyük hedeflerinden biri, gidip Dominus'un karşısına çıkmak ve ona nasıl dört elemente birden hükmedebildiğini sormaktı. Elbette bunu sağlayabilmenin bir yolu vardı, belki yardım alarak belki de tek başına, Elanora bu yolu kesinlikle bulacaktı. Havada, karanlık büyülerde, belki şifada veya zanaatte çok iyi olabilirdi ama ona bir ömre sığdırabileceğinden daha fazla yetenek gerekiyordu. Dominus'un ölümsüz olduğunu tahmin ediyordu çünkü küçüklüğünde ona anlatılan korkunç masallar yüzlerce yıl öncesine dayanıyordu. Küçüklüğünden beri krallıklarına gelen Dominus muhafızlarını görüyordu. Hepsi de birbirinden gaddar ve acımasız bir şekilde çocukları testlere sokuyorlardı. Elanora, o muhafızların nasıl bu kadar cani olabileceğine uzun süre kafa yormuştu. En sonunda, bunun Dominus'a olan saygı ve hayranlıklarından kaynaklandığına karar vermişti. Onları anlamak istiyordu, hayata onlar gibi bakarsa belki daha önceden bilmediği yeni şeyler öğrenebilirdi. O empatiyi kurabilmesinin yolu oldukça basitti; Dominus ile görüşecekti. Ona kim olduğunu ve hedeflerini anlatacaktı. Adaya getirildikten sonra bu kadar kısa zamanda toparlanabilmiş olduğu için, Elementlerin Efendisi'nin ondan etkilenebileceğini düşünüyordu. Aklına gelen güzel hayallerden aldığı cesaretle tekrar denemeye karar verdi. Bu sefer kesinlikle kararlıydı, başaracaktı. Tam tepesinde dünyayı aydınlatmakta olan güneşin ışığı önündeki kitabı net bir şekilde görebilmesini sağlıyordu. Hortus de Paradisus, tüm ihtişamıyla çevresini donatmıştı. Birbirinden güzel çiçekler, ötüşen kuşlar, hayatı boyunca görmemiş olduğu değişik ağaçlar ve nice güzellik, adeta Hortus de Paradisus'u dünyanın cenneti kılmak için bir araya gelmişti. Gülümsedi ve iki elini de kitaba doğrulttuktan sonra tüm düşüncelerini onun hareket etmesine odakladı. Kısa bir bekleyiş anının sonunda elementi hava ona itaat ederek, kitabın havaya yükselmesini sağladı. Sevinçle gülümsedi, bunu başarabileceğini en başından beri biliyordu. "Şimdi, seni ne kadar hızlı fırlatabileceğimize bir bakalım." dedikten sonra elleriyle çok sert bir nesneyi öne ittiriyormuşçasına bir hareket yaptı ve kitap tıpkı onun hareketi kadar hızlı bir biçimde, karşısına doğru uçuşa geçti. Elanora kendisiyle gurur duyar bir vaziyette gittiği uzaklığı saptamak için kitabın yanına doğru gidecekken, ağaçların ardından birinin "Ahh! Kim attı onu?" diye bağırdığını duydu. Dudağını ısırarak sesin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı. Oraya vardığında karşısında Elanora'nın kitabını tutmakta olan bir çocuk buldu. Kendine hakim olamayarak yan bir gülümseme eşliğinde
"Hiç de fena bir uzaklık değil." diye mırıldandıktan sonra toparlandı ve doğrudan çocuğun gözlerinin içine bakarak "Ben... Şey, afedersin. Elementimle çalışıyordum, kitabı kafana isteyerek atmadım." dedi. Hiç de yaptığından utanan bir havası yoktu ama elinden bir şey gelmezdi, kendisiyle bu kadar gurur duyarken, yaptığı bir şey için mahçup görünemezdi. Suratına o meşhur 'küçük dağları ben yarattım' gülümsemesini yerleştirdikten sonra çocuğa doğru yaklaşıp elini uzattı ve "İsmim Elanora. Hava kampındanım." dedi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Criss Warius Ariavel
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 18
Nume : 2733

MesajKonu: Geri: Değişik Başlangıç   Çarş. Mayıs 11, 2011 9:38 am

Cennet Bahçeleri’nin içerisinde birbirinden çeşitli rengarenk çiçekler, çıkardıkları garip sesler ile –fazla göz önünde bulunmasalar bile- birden fazla böcek cinsine ev sahipliği yapıyordu. İşin garip yanı ise sesleri çıkartan böceklerin hiçbir zaman gözlerinin önünde bir yerlerde olmamasıydı, sanki sesler büyü yoluyla buraya eklenmişti de ormanda tek bir böcek dahi bulmak imkansızdı. Tabi ormanda bulunan tek canlılarda böcekler ve bitkiler değildi neyse ki, çünkü Dünya üzerinde hiçbir yerde olmadığından emin olduğu çeşit çeşit tüylere sahip, garip gagalı, egzotik kuşlar ağaçların üzerine tünüyor veya üstlerinde kulağa çok hoş gelen bir ses çıkartarak uçuyorlardı.“Bir şarkı olmalı..” diye düşündü Criss “Bizim asla anlayamayacağımız, huzurlu ve güzel bir şarkı..”

Bahçenin içerisinde yavaş denilebilecek bir şekilde, resmen adımlarını sürükleyerek ilerliyordu. Etrafında olup biten en ufak şeyi bile gözünden kaçırmak istemiyor, çevresine hızlı hızlı göz gezdirirken çok dikkatini çeken şeylerin yanına eğilip yakından incelemeye başlıyordu. O kadar uzun zamandır incelemeye kaptırmıştı ki kendisini neredeyse buraya neden geldiğini unutup saatlerini burada geçirerek gece tekrar odasına dönmek zorunda kalacaktı. Tabii, bunun olması için ne kadar güzel olursa olsun birkaç çiçek ve böcekten çok daha fazlası gerekirdi. Sonuç olarak bahsettiği şey elementi ve bir bütün olduğunu hissettiği büyüsüydü. Bunu unutması da pek muhtemel olan bir şey değildi, çocukluğunda elementinin belirtilerini ve büyünün içerisinde yarattığı o büyük hazzı hissettiğinden beri bu onun için hayatında ki en önemli şey olmuştu. Başlarda daha çok ailesinin ona karşı aldıkları garip tutumdan kaçmak için kullansa da, bir zamandan sonra kendisini tamamen ona aşık olmuş olarak bulmuştu. Bu gerçek bir insana karşı duyulacak aşktan çok daha farklı bir şeydi, ancak belirtileri ve vücudunda bıraktığı his tamamen aynıydı. En azından başkalarına anlattığında bu şekilde olduğu söylenmişti ona.

Bir süre etrafında ki şeyleri görmeyen gözlerle süzüp, kendisine çalışması için uygun bir alan aradı. Şansı –veya büyü- bir kere daha yanında olduğunu göstererek onu etraftaki çoğu alandan daha açık olan ancak en az onlar kadar yemyeşil ve hoş kokulu bir yere çıkartmıştı. Kendisini hemen birkaç metre ilerisinde olan ağaca doğru ilerlerken buldu ancak fazla gitmeyerek bir kol uzaklığı kadar kısa bir mesafede durdu. Sırtını ağaca verip etrafına bir kez daha göz gezdirmeye başladı. Burası bir çember şeklinde oluşmuş açık bir alandı ve garip bir çemberin çevresini saran turuncu renkli, güzel kokulu bir çiçek vardı. Zaten onun dışında bulunduğu açıklıkta pek fazla çiçek olduğu da söylenemezdi. Alanın ortasında dağınık bir şekilde açmış olan küçük pembe renkli birkaç çiçek vardı, ancak o kadardı. Başka ne bir çiçek ne de bir böcek etrafta görünmüyordu. Burada yalnız olduğundan emindi, çalışmak için daha iyi bir ortam bulamayacağını da biliyordu. Şimdi tek yapması gereken, onu buraya getiren büyüsüne –veya şansına- odaklanmaya başlayıp kendisini bir adım daha geliştirmek olacaktı.

Bulunduğu yerde hızlı hareket ederek kendisini yemyeşil ve çok az nemli olan çimlerin üzerine bıraktı. Burada sadece oturmak dahi onu bir şekilde rahatlatıyordu, bu büyüyle olan hasretini giderdiğinde yaşadığı türden bir rahatlama değildi ama yinede bir şekilde idare ederdi işte. Onca öğrenci şuanda derslerini çalışırken –veya arkadaşlarıyla eğlenirken- o buraya gelmeyi seçmişti. Eğlenmek onunda hayatında önemli bir yer tutuyordu ancak büyüsü bazı fedakarlıklar gerektiriyordu. Ve ondan istenilen bu fedakarlık o kadarda büyük, insanı derin acılara sokacak bir şey olmadığından yapması kolay olmuştu. Ve şimdi sadece büyüyü düşünüyordu, onu hissediyordu. Onlar bir bütün olmuşlardı. Yüzünü ve saçlarını okşayan onun vücudunu kaplayan esintiyi hissedebiliyordu. Birbirlerine sarılıyor gibiydiler, ikisi de bu buluşmadan hoşlanmışlardı. Birbirlerini iki sevgili gibi kabul ederek, içten bir şekilde özlem gideriyorlardı.

Criss ilk kez büyüyü tattığından beri bir şekilde biliyordu ki o sadece tek bir elementin kontrolünü sağlamayacaktı. Diğer elementler üzerinde de en az onların doğuştan kullanıcıları olan kişiler kadar iyi olacaktı. O daha fazla güç için deliren birisi değildi, o sadece içinde ki o büyü tutkusunun gerekliliğini yerine getiriyordu. Hiçbir zaman edineceği güçler ile her yeri yakıp yıkma gibi düşünceleri olmamıştı. Aksine bunu başardığında –ki elementleri kullanacağına bir şekilde yürekten inanıyordu- uzun bir süre gezgin olarak etrafta dolanmayı düşünüyordu. Belki kendisine bir çırakta bulurdu böylece okulda gösterilmediği bir şekilde dört element kullanımını bir başkasına aktarabilirdi. Bu çok büyükte bir sorumluluk olacaktı zamanı geldiğinde, eğer öğrencisi bu gücü kaldıramayacak birisi olursa o zaman işte işlerin boyutu ciddi bir hal alacaktı. “Belki de bir Kral olurum” diye düşündü Criss, kendisini bütün Krallıklara barışı getiren, hepsini bir şekilde birleştiren kişi olarak hayal etti bir anlığına. Yakışıklıydı, elementine saygı duyuyor, büyüyle bütünleşmeyi seviyordu, konuşmalarıyla insanları etkileyebiliyordu ve ileride güçlü olacağınıda biliyordu. Ondan daha iyi bir Kral olamazdı.

Ve düşünceleri sırtına çarpan ağır bir şey ile bölündü. “Ahh! Kim attı onu?” diye kükredi arkasını hızla dönüp ona çarpan şeye bakarken. Aynı anda onunla uğraşan kişiye iyi bir ders vermek içinde kendisini hazırlamıştı, gerekirse eski usullerde ki gibi yumruk yumruğa halledecekti işini. Ona atılan şeyin bir kitap olduğunu görmesine rağmen fazla kafasını bu konuya yormadan yerde ki kitabı eline hızlıca aldı ve aynı şeyi karşısına gelecek kişi üzerinde denemek için bekledi. Ancak öfkesi de kendi kendine kurduğu planlarda ağaçların arasından çıkan kişinin varlığıyla silinip gitmişti. Yüzünde çok kısa bir anlığına belirip, kaybolan bir şaşkınlık ifadesi olmuştu. Duygularını kontrol etmeyi bilirdi, ancak bu sefer çok hazırlıksız yakalanmıştı ki buna rağmen küçük bir anlığına şaşkınlığını gizleyememişti. Tabi bunun kızın gözünden kaçıp kaçmadığını bilmiyordu. “Sırtımı hedef olarak kullanan biri için fazla mükemmeliyetçi gibisin?” diye sordu kızın gülümsemesine karşılık vererek, kızın o anda dahi yaptığı her neyse onun uzaklığını hesaplıyor oluşu yüzünde muzip bir gülümseme belirmesine neden olmuştu. Ve kızın söyleyecekleri sözleri dinlerken onun bakışlarına karşılık verdi ve ardından söze karıştı. “Tanıştığımıza memnun oldum. Bende Criss. İşte bu da kampım” dediği sırada yüzünde oluşan muzip bir gülümseme ile havada ki ufak bir esintinin kızın yüzünü ve saçlarını okşayıp geçmesini sağladı. Elementini kullanmaktan çekinmezdi ve her fırsattı onu kullanacağı zamanları değerlendirirdi. “Bende buraya elementimle ve büyüyle bütünleşmek için gelmiştim. Bir nevi meditasyon gibi bir şey ama bunu zaten yaptım sayabiliriz, üstelik karşılığında sırtımda hala kaybolmamış olan bir acı aldım. Bu da büyünün bir yan etkisi olsa gerek” dedi bakışlarını imalı bir şekilde kitaba ve sonrada kıza çevirirken gülümsemesi tekrar yüzüne yayılmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Elanora Caranthir
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Lakap : Nora, Ell.
Mesaj Sayısı : 49
Nume : 2811

MesajKonu: Geri: Değişik Başlangıç   Ptsi Mayıs 16, 2011 12:01 am

Elanora ne zamandan beri bu kadar ukala olmuştu? Bir çocuğun sırtına kitap atmış, sonra da yanında suratına yayılan gülümsemeyi gizleme gereği duymadan başarısını kutlamış ve suratındaki ifadeyle adeta kendini tebrik etmişti. Belki de getirildiği bu ada onu eskisinden daha tuhaf biri haline getirmişti. Belki de, onda hiçbir değişiklik yoktu ve kendindeki tuhaflıkları yeni yeni fark ediyordu. Zihninin ondan habersiz düşünceden düşünceye geçmesi sinirlerini bozmuştu. Dışarıdan fark edilmeyeceğini umarak başını iki yana doğru salladı ve toparlanmaya çalıştı. Önünde duran çocuğun suratından gelip geçen şaşkınlık ifadesi nedense hoşuna gitmişti. İnsanları şaşırtmayı her zaman sevmişti, ne şekilde olduğu onun için pek de önemli değildi. Çocuğu sinirlendirmiş olduğunu biliyordu, hala bir şekilde Elanora'ya zarar vermemiş olması da ona tuhaf gelmişti. Eğer biri onun sırtına kitap atsa, büyük ihtimalle açıklaması dinlenmeden kendini nefes alamamasından kaynaklı koma durumunda bulurdu. Eh, kendisine yapılmasını istemediği şeyleri başkasına yapmamak konusunda fazla hassasiyet gösterdiği söylenemezdi. O hep almak ve hiç vermemek taraftarı bencil insanlardandı. Belki de bu sorunların hepsinin tek bir kaynak noktası vardı; Kibirli oluşu. Belki bir gün -gerçekten rahatsız edici olduğuna karar verirse- bu özelliğini değiştirmeye çalışırdı.

Çocuk ona adının Criss olduğunu söyledikten sonra etraflarında bir esinti oluşmasını sağlayarak sessiz bir şekilde Elanora gibi Hava Kampı'ndan olduğunu anlatmıştı. Pekala, gerçekten oldukça etkileyici bir şovdu ama bu Elanora'nın suratına küçümser bir ifade yerleştirmesine engel değildi. Hafif esintiler oluşturmak gibi basit bir numarayı tüm hava kullanıcıları yapabilirdi. Yine de asıl işin bunu yapmayı akıl etmek olduğunu biliyordu. Altta kalmaya hiç niyeti yoktu, Criss'e en kısa zamanda hava elementinde diğerlerinden olduğu gibi ondan da daha iyi olduğunu gösterecekti. Bir şeyi kafasına takarsa mutlaka yapardı. Kitabı hala Criss'in elindeydi ve bunu her fark ettiğinde aslında şu anda mahçupça gülümsemesi gerektiğini hatırlıyordu ama uygulamaya geçtiği söylenemezdi. Yeni bir ortamda, yeni kişilerle tanışırken kendini gerçek kişiliğiyle, rol yapmadan tanıtması gerekiyordu. Sonuçta, onu kişilik özellikleriyle kabul edecek veya reddedeceklerdi ki, Elanora dostlarını ve düşmanlarını belirleme fırsatı bulabilsin. Criss ile ilgili ilk izlenimi, çocuğun da kendisi gibi hava elementini epeyce sevdiği yönündeydi. Tıpkı Elanora gibi buraya büyü çalışmak için gelmişti ki bu farkında olmasa da genç kızı oldukça etkilemişti. Bu kampta kendisi gibi birini daha bulduğunu, yalnız olmadığını hissetmişti bir an. Belki Criss ile onun sırtına yediği bir kitap sonucu tanışmışlardı ama bu ilişkilerini çıkmaza sürükleyecek değildi. Bu ufak kazayı unutup, güzel bir başlangıç yapabilirlerdi. Elanora hayatının büyük bölümünü yalnızlık içinde geçirmişti ve konuşmayı çok seven biri için bu her zaman zor olurdu. O da artık her şeyini, hayatındaki en ufak gelişmeyi bile anlatabileceği birileri olsun istiyordu. Bu adaya geldiğine biraz da bu nedenle seviniyordu; Kampında onunla aynı yaşta ve onun gibi havaya hükmedebilen arkadaşları vardı. Aslında... Şu anda pek fazla arkadaşının olduğu söylenemezdi ama en azından arkadaşı olmaya aday birkaç kişi görmüştü. Etrafına pek de dikkatli bakmadığı çok açıktı; Criss'i aynı kampta kalmalarına rağmen daha önce hiç görmemişti. Belki de bu duyarsızlık sorununa bir çare bulmalıydı. Hayal alemine daldığı zaman onu kimse gerçek dünyaya döndüremiyordu. Bir anda, şu anda yaptığı şeyin tam da hayal alemine dalmak olduğunu fark etti. Criss hala karşısında duruyordu ama o saçma sapan düşüncelere dalıp gitmişti. Kaşlarını çatarak karşısındaki çocuğun son olarak ne dediğini hatırlamaya çalıştı. Sonra da kendine engel olamayarak gülümsedi ve
"Büyünün ne zaman nasıl yan etkileri beraberinde getireceğini bilemeyiz, değil mi?" diye sordu. Sonra hala Criss'te olan kitabını almak için elini öne doğru uzattı. Onun bir şeyler söylemesine fırsat tanımadan tekrar sözlerine başlayarak "Aynı kampta olmamıza sevindim Criss, kitabı sana yanlışlıkla fırlattığıma göre sanırım aramızda bir düşmanlık da yok. Yani, ben olmasın isterim. Sonuçta üç yıl boyunca aynı adada bir arada yaşayacağız. Ayrıca, herkes bir yerlerde gününü gün ederken bizim büyü çalışmak için buraya gelmiş olmamız, bir ortak yanımızın varlığını gösterir." dedi. Çok uzun konuşmuş olduğunu fark ederek dudağını ısırdı. Gerçekten de hasret kalmıştı saatlerce hiç susmadan, çenesi yorulana kadar konuşmaya. Burada bunu yapmaya sıkça vakit bulacağını umuyordu. Ah, bir de Criss'in az sonra ona düşman olduklarını söylememesini.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Değişik Başlangıç
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Fantasia RPG :: Magia Adası ve Büyü Okulu :: Hortus de Paradisus-
Buraya geçin: