Fantasia RPG
Hoş geldiniz!
Fantasia Rpg'ye üye olabilmek için, bir referansa ihtiyacınız var! Eğlenceye başlamanız için bir tanıdığınızın size kefil olması gerekiyor. Eğer Fantasia dünyasına katılmak istiyorsanız ve sitede referans alabileceğiniz bir üye tanımıyorsanız, Fantasia Dünyası'nın efendisi Dominus ile görüşüp şahsi referansını alabilirsiniz: jfr4ever@hotmail.com

Fantasia RPG

İyilerin iyi, kötülerin kötü olmadığı bir dünyada, benliğinizi koruyabilecek misiniz?
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Karanlık Canavarlarla Mücadele / 1. Sınıflar

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Feodora Fontana
Ateş Kullanıcısı / Karanlık Canavarlarla Mücadele Profesörü
Ateş Kullanıcısı / Karanlık Canavarlarla Mücadele Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 8
Nume : 2757

MesajKonu: Karanlık Canavarlarla Mücadele / 1. Sınıflar   Çarş. Mayıs 11, 2011 1:46 pm

    Dersliğe doğru ilerlerken ceketinin önünü açtı. Havanın sıcaklığını en yüksek şekilde hisseden kişiydi Feodora. Hassastı. Güneşin verdiği ışık yanında ısıyı da getirince katlanılmaz bir gün olacağını anlamıştı. Tam öğlen vakti derse girmek hem öğrencileri hem de onu pek memnun etmeyecekti. Dersliğe geldiğinde sıraların düzensizliğine baktı bıkkın bir tavırla. Kesinlikle düzenden yoksun bir yere benziyordu sınıf. Uzun zamandır uğranmamıştı sonuçta; ancak Feodora sınıfını hiçbir zaman bıraktığı gibi bulamazdı. Halbuki titizliğiyle tanınan biri olarak karakterine uymayan bir durumdaydı şimdi. Hemen elinde tuttuğu kağıtları masasına bıraktı ve sıraları U şeklinde düzenlemeye başladı. Öğrencilerinin hepsini görebilmeyi isterdi ve bu, sıraları bir ip gibi dizerek olmuyordu. Dersi uygulamayı benimsemediği için bu konuda rahattı. Aslında öğrencilerin görerek öğrenmelerinden yana olsa bile kampa bir ölüm yarasası getirse neler olacağını tahmin ediyordu. Bu yüzden daha çok sözel bir dersti karanlık canavarlarla mücadele. Sıralarla işi ceketini çıkarıp sandalyesinin arkasına astı. Sonra masanın kenarına oturup öğrencilerin gelmesini beklemeye başladı.

    Sınıfa giren her yüzü tek tek inceliyordu, elementlerini tahmin etmeye çalışıyordu. Ona selam verenlere ise yalnızca ufak bir baş hareketiyle karşılık veriyordu. Feodora öğrencilere kötü davranmaktan yana değildi; ancak rütbeler onun için önemliydi. Bir öğrenci ve profesörün arasındaki ilişkide saygı sınırını aşması kesinlikle kabul edemeyeceği bir şeydi. Öğrenciler U şeklindeki sıralara oturduğunda oturduğu yerden kalkmadan onları süzdü topluca. Sonra mırıltıları kesmek için yerinden kalktı. Sıraların ortasındaki boşluğa doğru yürüdü ancak tüm öğrencileri görebileceği yere kadar gelince durdu. Ellerini kavuşturmuş bir şekilde gülümsedi. "Evet, ben Feodora Fontana lakin adımı söylemiş olmam kullanabileceğiniz anlamına gelmiyor. Yalnızca bilin yeter." İlk ikazıyla derse başladı. Önem verdiği şeyleri öğrencilere söylerdi ve bunlara dikkat edilmesi gerektiğini anlatırdı. "Dersimizin karanlık canavarla ile mücadele olması her gün burada bir canavar göreceğinizi düşünmenize yol açmasın. Dediğim gibi karanlık canavarlar. Öncelikle sizlere önümüzdeki üç yıl boyunca yapacaklarımız anlatacağım." Feodora ilk dersinde her zaman genel işleyişi anlatırdı. Bu şekilde öğrenciler konulara hakim ve her şeye hazırlıklı olurlardı. "Bu üç yıl boyunca yalnızca canavarları tanıyacaksınız. Onlardan korunmayı ve karşınıza çıktıklarında neler yapabileceğinizi öğreneceksiniz. Başka bir şey yok. Ne uygulama ne ek konu. Sizi eğitmeye çalışıyoruz, öldürmeye değil. Tüm bunları öğrenip mezun olduğunuzda isterseniz gidip kendiniz uygulama yaparsınız." Sonunda açıklaması bittiğinde masasının arkasındaki sandalyeyi aldı ve sıraların ortasına koydu. Elindeki kağıtlarla birlikte oturup tekrar öğrencileri süzdü. "Elimde, sizlerin isimleri ve elementleriniz başta olmak üzere tüm bilgileriniz mevcut bu yüzden sizi tek tek tanıma zahmetine girmeyeceğim. Bu sayede hemen derse başlıyoruz." İlk günden derse başlamak öğrencileri sıksa da bütün canavarları dokuz derste anlatmak mümkün değildi. Bu yüzden biraz hızlı ve ağır bir ders oluyordu Feodora'nın dersi.

    "İlk karanlık canavarımız ölüm yarasaları. Pek insancıl değildirler, hatta hiç değildirler. Yalnızca insanlarla beslendikleri için yaşadıkları yerlere uğramak pek iyi bir fikir değildir. Genelde Angustus Geçidi'nde görülürler; fakat bu, onları başka bir yerde göremeyeceğiniz anlamına gelmez. Bu yüzden dikkatli olmalısınız." Oturduğu sandalyeden kalktı ve masasından başka bir kağıt tomarı aldı. Sıraların en ucundaki kıza verip herkes alana kadar kağıtların dolaşmasını istedi. Tekrar yerine dönerken "Uygulama olmasa da bu şeylerin neye benzediğini görmelisiniz." diye mırıldandı. "İsimlerinden de anlaşılacağı gibi geceleri meydana çıkarlar. Gündüz vakti nerede saklandıkları henüz tam olarak bilinmez; ancak yine Angustus Geçidi'ni kullandıkları fikrini ortaya atmak saçma olmaz. Her karanlık canavar gibi vahşidirler. Yırtıcı, acımasız ve aç gözlü. Doymazlar, bu da demektir ki insanları öldürmemek için bir sebepleri yoktur. Karşılaştığınızda her şekilde dikkatli olmalısınız." Öğrencilerin not aldığını göremese de konuşmasına devam etti. "Hava kullanıcıları ölüm yarasalarıyla savaşırken diğer element kullanıcılarından biraz daha üstündür. Uçmak her zaman avantajdır çocuklar. Evet, ölüm yarasaları hakkında genel olarak bunları söyleyebiliriz. İlerleyen derslerde daha da ayrıntılı şekilde işleyeceğiz." Dokuz derse sığdırması gereken yaklaşık otuz - otuz beş canavar varken her dersi bir tanesiyle geçiremezdi. Zaten ilk iki yıl tüm canavarları işleyip son yıl detaya inerdi. Altı derste tüm canavarları bitirmiş olmalıydı. Kafasında, her gün yaptığı hesabı bırakıp yerinden kalktı. Sıraların önünde dolaşmaya başlarken kağıtlardaki ikinci canavarın resmini dağıttırdı yine. "Bu gördüğünüz canavarın adı ise tanıdık: kurt. Yalnız fark ettiğiniz üzere bu kurtlar bizim genel olarak bildiğimiz kurtlardan daha iri ve daha gelişmiştir. Bu da onların güçlerinin normalden daha fazla olduğunu anlamamız için yeterli. Yaşam yerlerinin başında Canus Ormanı gelir. Ancak şunu bilmelisiniz hiçbir canavar yalnızca tek bir yerde yaşamaz. İstisnalar elbette var; ancak bu kaide aklınızın bir köşesinde dursun. Kurtlara devam edecek olursak güç olarak ölüm yarasalarıyla eşdeğerdir diyebiliriz. Yani ölüm yarasaları da normal bir kurttan güçlüdür." Dersinde örnek vermeye ve karşılaştırma yapmaya özen gösterirdi, bunun yanında öğrencilerin de aynı şekilde davranmasını isterdi. "Kurtları da anlattıktan sonra sıra satirlere geldi. Bu arada ilk derste bu varlıklarla nasıl savaşacağınızı anlamanız mümkün değil, kendinizi zorlamayın lütfen. Ya da hayalkırıklığı içine düşmeyin, her şey yavaş yavaş olsa da olacak." Açıklamasının ardından satire geri döndü. "Satirler belden yukarısı insan, belden aşağısı keçi olan yaratıklardır. Genel olarak keçi-adam tabiri kullanılır satirler için. Ayakları yerine toynakları vardır. Kafalarında da boynuzları bulunur. Genel olarak pek saldırgan değildirler." Bunu söylediğinde masasındaki kağıtlardan kendisi dağıttı tüm öğrencilere. Bir yandan dağıtıp bir yandan anlatmaya devam ediyordu. "Kurtlar gibi Canus Ormanı'nda yaşarlar. Canus Ormanı birçok karanlık canavarın genel olarak evidir. Yani orman çok ama çok tehlikelidir. Evet, satirler saldırgan değil demiştim; bu, onların savunma konusundaki mükemmel tecrübelerini perdelemez elbette. Siz onlara dokunmadıkça zararsızdırlar fakat satirelere bulaşırsanız kendinizi savunmak için çok bilgiye ihtiyacınız olacaktır ve bu bilgiler, bu derstedir." Arada, dersiyle ilgili yaptığı küçük bilgilendirmelerle öğrencileri dinlendiriyordu. Kim bir ders boyunca karanlık canavarları dinlemek isterdi ki? Uygulama olmadan. Tam dördüncü canavara geçecekti ki durdu. Karşısında duran çocukların ilgisi gittikçe azalırken durumu toparlamaya çalıştı. "Pekala, bugünlük bu kadar; lakin bir dahaki derste biraz daha sıkı davranacağım. Haftaya ruhların üzerinde duracağız. Bunun yanında cehennem tazıları ve ateş ruhunu da öğreneceğiz. Vaktimiz kalırsa gölgelere de geçebiliriz. Bunlar hakkında bilgi edinin. Şimdi çıkabilirsiniz." Sonunda dersi bitirmenin verdiği rahatlıkla sınıftan ayrılıyordu ki henüz çıkmamış öğrencilere dönüp "Sıraları düzgün bırakın, aksi takdirde yanarsınız." dedi. Sonra profesörler odasına doğru yürümeye başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bernard Lapiere
Terra Öğrencisi / 1. Sınıf / Sınıf Başkanı
Terra Öğrencisi / 1. Sınıf / Sınıf Başkanı
avatar

Lakap : Rich, Fred.
Mesaj Sayısı : 45
Nume : 2780

MesajKonu: Geri: Karanlık Canavarlarla Mücadele / 1. Sınıflar   Perş. Mayıs 12, 2011 6:46 pm

Yeni yıkanmış akpak entarisi, pamuklu kara ceketi ve beyaz yazmasıyla yolda ağır ağır ilerliyor kadın. Ortalıkta in cin yok. Yaz bitmiş. Tarlalarda sesler duyulmuyor artık, tozlu yollarda kağnılar toz kaldırmıyor, ufukta hasatçılar görünmüyor, sürüler otlamak için çayıra çıkarılmamış daha.

Sonbahar bozkırı, boz dağ yolunun ötesinde solarak kayboluyor. Üstünde sıra sıra, dumanlı bulutlar dolaşıyor sessizce. Rüzgâr sessizce tarlaları süpürüyor, çimenleri, kurumuş yabanî otları titretiyor, sessizce ırmağa doğru kayıyor sonra. Yeryüzünü, sabahleyin kırağıyla ıslanmış nemli çimenlerin kokusu sarmış. Toprak, hasattan sonra dinlenmekte… Yakında kötü havalar başlar, yağmurlar gelir, ilk kar toprağı örter, tipi ortalığı kasıp kavurur. Ama şimdi sessiz, durgun…

Kendi hâline bırakalım onu. Kadın durdu, ihtiyarlığın donuk gözleriyle çevresine bakıyor. “Merhaba, toprak” diye sesleniyor usulca. “Merhaba Charlotte. Demek geldim? Ne kadar kocamışsın, saçların ağarmış. Değnekle yürüyorsun üstelik.” Kadın çarpıkça gülümsedi. “Evet, yaşlanıyorum. Bir yıl daha geçti, sen de, toprak, sen de bir hasat daha geçirdin. Bugün ölüleri anma günü.” Toprak, cevap verdi. “Biliyorum. Yolunu gözlüyordum, Charlotte. Yine yalnız mı geldin?” Kadın burukça cevap verdi. “Evet, gördüğün gibi yalnızım.” Anında geri geldi cevap topraktan. “Demek daha söylemedin ona, Charlotte?” “Söyleyemedim.” “Ya başka biri söylerse? Ya ağzından kaçırırsa?” “Biliyorum. Nasıl olsa öğrenecek. Büyüdü artık, başkalarından duyabilir. Ama benim gözümde hâlâ çocuk o. Korkuyorum, söylemeye çok korkuyorum.”

Bu konuşmalar sürüp giderken, insan doğruyu öğrenmeli cümlesini söyledi toprak. Gülümsedi Charlotte. “Biliyorum. Ama nasıl söylerim? Benim bildiğimi, canım toprağım, senin bildiğini, başkalarının bildiğini, ondan başka herkesin bildiğini nasıl söylerim kendisine? Öğrendiği zaman ne düşünecek, ne diyecek? Kafasıyla yüreği doğruya götürecek mi onu? Hâlâ çocuk. Onun için, ne yapacağımı bilemiyorum, hayata küssün istemiyorum. Hayatın karşısına yiğitçe dikilsin istiyorum. Ah, bunu kolayca, birkaç kelimeyle, masal anlatır gibi anlatabilseydim ona. Şu günlerde aklımı hep bu kurcalıyor, çünkü bakarsın, ansızın ölüp giderim. Geçen kış hastalanıp da yatağa düştüğümde artık sonum geldi sandım. Ölümden korktuğum yoktu, gelse de karşı koyamayacaktım ölüme, onun gözlerini açamadan ölmek var ya, işte bundan korkuyordum. Niye bu kadar üzüldüğümü anlayamıyordu. O da benim için üzülüyordu, okula bile gitmedi, yatağımın başında bekledi hep. Tıpkı babası gibi! Anne, anne! İlacını vereyim mi? Su ister misin? Bir yorgan daha örteyim mi? Ama cesaret edemedim, tek kelime söyleyecek gücü bulamadım kendimde: Öyle güveniyor ki buna, öyle temiz bir çocuk ki. Zaman çabuk geçiyor, konuşmaya nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Bir yolunu bulup açmak istedim ama sonuç hep aynı. Olayları doğru yargılayacağını bilsem, hayatı gerektiği gibi anlayacağını bilsem, ona yalnız kendisini, kendi hayatını değil, başkalarını, başkalarının hayatlarını da, kendimi, kendi geçmişimi de, canım toprağım, seni de, eski günlerimizi de anlatırdım; hatta okula giderken bindiği bisikletten bile söz açardım. Galiba doğrusu da bu! Hiçbir şey değişmez çünkü: hayat hepimizi aynı teknede yoğurmuş, bir demet hâline getirmiş. Her insan bu öykünün anlamını kolayca çıkaramaz. Onu içten, yürekten anlamak için yaşamak, denemek gerekiyor. Durmadan düşünüyorum. Biliyorum, bu benim görevim; bu görevimi bir başarsam ölmekten korkmayacağım.”

***

Bahsi geçen anıyı annesi yazmıştı. Bir gün tesadüfen bulduğu hatırat defterinde rastlayıvermişti yazıya. İtalik, güzel bir yazıyla anlatılan anıyı baştan sona okumuştu. Ardından da annesine gitmiş, tüm gerçekleri açıklamasını istemişti. O gün öğrenmişti bir toprak elementi kullanıcısı olduğunu… Zaten ertesi gün, ayrılmıştı yuvasından.

Göğe baktı. Yüce, karlı dağlara altın sarısı bir ışık saçarak şafak sökmekteydi; bozkırdan mavi bir ırmak gibi esmekteydi rüzgâr. Garip, okunulması zor bir yazıyla yazmış olduğu ders programında bugün “Karanlık Canavarlarla Mücadele Dersi” olduğunu gördü. Gereken şekilde hazırlandıktan sonra, bol uygulamalı olacağını düşündüğü derse hızlı adımlarla gitti. Mutluydu, bir yarasayla, basiliskle, kurtla mücadele edebilecekti. Ortak Derslikler katında, Coğrafya dersliğinin yanındaki dersliğin girmesi gereken derslik olduğunu fark ederek, giriverdi gürgen kapıdan. Sıraya oturdu ve profesörü beklemeye başladı. Acaba nasıl biriydi? Fakat üç günlük bu âlemde edindiği bir bilgi varsa, öncelikle sert çıkacaktı. Ki bunu demesiyle; bom!

Profesör –ki bayan, nedense girdiği her dersin profesörü bayandı- içeri girdi. Gülümseyerek tanıttı kendisini. "Evet, ben Feodora Fontana lakin adımı söylemiş olmam kullanabileceğiniz anlamına gelmiyor. Yalnızca bilin yeter." Evet, umduğu başlangıç da buydu zaten. Elbette ki bir profesöre adıyla hitap edemezdi, etmezdi. Profesör Fontana yeterliydi en nihayetinde. Ardından gelen cümle ise asıl hayal kırıklığı olmuştu. "Dersimizin karanlık canavarla ile mücadele olması her gün burada bir canavar göreceğinizi düşünmenize yol açmasın. Dediğim gibi karanlık canavarlar. Öncelikle sizlere önümüzdeki üç yıl boyunca yapacaklarımız anlatacağım." Ah, olamaz diye iç geçirdi. Yani sadece dinleyecektik. Fakat dinlemek hiçbir işe yaramazdı ki –en azından onun fikrine göre- mezun olduğumuzda karşımıza bir ejderha çıktığında “Sen şurada yaşarsın, genellikle şunları yersin” falan diyemezdik ya. Yine de, en azından teorik açıdan zevkli geçeceğini umuyordu. Profesöre, kanı ısınmıştı, alışılagelmişin dışında, bayağı garip bir durumdu yani. Profesör konuyu anlatmaya başladığı gibi, ezberlemesi gereken konuları, deftere not etmeye başladı. Tabi, profesörün dersin işlenişi ve okul hakkında verdiği birkaç bilginin ardından. İlk konu, ölüm yarasalarıydı. Usulca not aldı, insancıl değillerdir, insanla beslenirler, genellikle Angustus Geçidinde görülürler. Notları bittikten sonra sınıfta dolaşan kâğıda bakma sırası ona gelmişti. Ejderhamsı garip bir yaratıktı bu ölüm yarasaları, kendisine pek korkutucu gelmemişlerdi. Savunma gücü neredeyse yoktu, yani kitapta öyle yazıyordu. Tam incelerken, arka sıradan gelen bir ikazla, uzun süre baktığı kâğıdın sınıfta dolaşması için başkalarına aktardı resmi. Sınıftaki hoş resim turu bittikten sonra profesör, ikinci hayvana geçti. Bir derste, üç veya dört hayvan işlenecekti anlaşılan. Profesör usulca konusunu anlatmaya başladı. "Bu gördüğünüz canavarın adı ise tanıdık: kurt. Yalnız fark ettiğiniz üzere bu kurtlar bizim genel olarak bildiğimiz kurtlardan daha iri ve daha gelişmiştir. Bu da onların güçlerinin normalden daha fazla olduğunu anlamamız için yeterli. Yaşam yerlerinin başında Canus Ormanı gelir. Ancak şunu bilmelisiniz hiçbir canavar yalnızca tek bir yerde yaşamaz. İstisnalar elbette var; ancak bu kaide aklınızın bir köşesinde dursun. Kurtlara devam edecek olursak güç olarak ölüm yarasalarıyla eşdeğerdir diyebiliriz. Yani ölüm yarasaları da normal bir kurttan güçlüdür." İlgi çekici bulmuştu. Ama uygulamazdı ki! İşte tam bunu söylemesiyle, profesörün küçük tesellisini vermesi bir olmuştu. Kurt hakkında not almadı, gereksizdi. Ah, başı ağrımaya başlamıştı. Sıkılmıştı, maalesef. Zevkli bir dersti fakat Bernard daha aksiyon sever biriydi. Evet, tam da tahmin ettiği gibi üçüncü canavara da geçmişti profesör. Satirler! Satirler konusunda yeterince bilgi sahibi olduğunu düşünmekteydi Bernard. Profesör, bir dahaki derste işleyeceği konuları anlatırken o çoktan dersten kopmuştu. Profesörün sınıfı terk etmesiyle o da çıkmıştı sınıftan. Ne dersti ama! Birazdan patlayacaktı maalesef.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Joseph Glady
Aqua Öğrencisi / 1. Sınıf
Aqua Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Lakap : Josh
Mesaj Sayısı : 76
Nume : 2795

MesajKonu: Geri: Karanlık Canavarlarla Mücadele / 1. Sınıflar   C.tesi Mayıs 14, 2011 8:57 am

Baharın getirdiği ılık rüzgardan eser kalmayıp yerine neredeyse nemsiz ve boğuk hava gelmişti. Odasının üst kısımındaki pencereden içeriye süzülen, sertçe bakan güneş ışığının beyaz çehresine uzun süre boyunca etkileşiminden dolayı huzursuzluk içinde uyandı, kaz tüyü ve dağınık yatağının üzerinde. Ay ışığı eşliğinde papatya suyuna batırılmış gömleklerinin kokusu, gündüz gözüyle odasının dışına sarkıtılmış kalın iplerin üzerinden pöfür pöfür geliyordu isteklice. Diğer basit günlere nazaran daha bir sıcaktı bugün. Pek bir isteksizce doğrularak ayağa kalktı. Yarı açık yeşil gözleri, dağların arasında kalmış sedir ağaçlarının belirgin silüetlerini seçebiliyordu. Gömleklerinden en temiz olanını gözüne kestirip geniş omuzlarından birisine yerleştirdi. Kavurucu sıcağın gömleğe kattığı ısıyı kürek kemiğinin her tarafında hissedebiliyordu. Odasında görebildiği her şey, bulunduğu ruh halini tamamlar nitelikteydi. Bir bölümü dağınık bir bölümü ise düzen içerisindeydi odanın. Güneşin etkisiyle havada görülen toz parçacıkları ne kadar içini kaldırıyorsa da boy aynasının önüne geçmek zorundaydı. Üzerindeki fanilayı hızlıca çıkarıp sıcak gömleğini yavaşça geçirdi. İpeksi hissi veren gömleğinin düğmelerini yavaşça iliklerken geçen vakte kadar soğuk duvarda asılı kalan ders programını okumaya çalıştı uzaktan. Çehresine sinir bozucu bir eda kondurmasının ardından söylendi boy aynasının karşısında. "Yine mi sıfatı karanlık olan ders?" diye söylenip durdu, odasının dağınık kalan bölümündeki tozlu kitapları alana kadar. Tozlu kitapların arasından gözüne kestiğini, büyük eliyle kavrayarak çekti bir çok kitabın bulunduğu kitaplığından. 'Karanlık Canavarlarla Mücadele' Kitabı kırık iskemlesinin üzerine bırakmasının ardından kadife bozması pantolonunu el çabukluğuyla altına geçirip bıraktığı yerden kitabını aldı. Daha önce okuduğu kitaplarında ona katmış olduğu kültürle ve arkasında onu seyir eden güneş ışığının eşliğinde çıktı odasından. Güneş ışığının koridor boyunca kesik olduğundan gözleri kararmıştı Josh'ın. Kısa ve belirgin adımlarla odasına göre daha nemli olan ve bir çok sevgiye, hüzüne, aşka, heyecana ev sahipliği ettiğini düşündüğü koridorda ilerliyordu. Yüzünde ders işlemeye istekli bir hâl, kalbinde ise ailesinden gayrı tutulduğu için bir hüzün vardı. Güneş ışığının belirgin çıktığı bir noktaya doğru değiştirdi yönünü. Geniş bir pencere çıktı karşısına. Biraz daha yaklaşınca güneş ışığının önüne geçmediği ihtişamlı bir manzara vardı. Çam ve sedir ağaçlarının yüksek dağlar boyunca devrildiği, mazı mistik canlıların ağaçların üzerinde değişik hareketler yaptığını ve ormana yaklaştıkça göze şaka gibi gelen bazı renk oyunlarını görüyordu. Daha bir istekli bakarken ihtişamlı manzaraya, yüzünü büküp dersliğinin yoluna devam etti. Sağ tarafında kalan geniş kapının altından kulbunu sıkıca kavrayarak açtı. İçeride kendisinden üç kat daha uzun insanlar vardı. Biraz daha dikkatli bakınca yanlış dersliğe girdiğinin farkına vardı. Sıkı bir yutkun almasının ardından başını öne eğip konuşmak üzere boğazını temizledi. "Afedersiniz..." diyebildi o kadar bekleyişten sonra. Manzaranın etkisinde kaldığını düşünerek devam etti ılık koridor yoluna. Dersliğini görünce temkinli davrandı. Bir kez kapıyı tıklarak içeri adımını attı. Karşısında diğer profesörlere göre daha ciddi gözlerle karşılandı. Konuşmaya tenezzül etmeden başını hafifçe öne eğdi ve 'u' şeklinde dizilmiş sıralardan birisine oturdu. Uzun siyah saçları ensesinde dalgalanırken, bakışlarını daha bir itaatkâr bir hale getirdi. Profesörünün gerçekten ciddi birisi olduğu kaçınılmazdı. Kısa süre sonra profesör kendini tanıtmaya başladı. Diğer profesörlerine göre daha bakımsız bir bayandı. Önyargılı olmaktan kaçınarak dört gözle profesörünü takip etmeye devam etti. Odasına gelen güneş ışığının neredeyse aynısı vardı derslikte. İşaret parmağını kavislice dudaklarının ortasına yerleştirirken kendini tanıtmaya koyuldu genç profesör. Kısa vakit içerisinde bize bahsettiği yaratıklar veya canavarlar hakkında resim dağıtıyordu. Üç yıl içinde işleyeceklerinden kısaca bahsetmesinin ardından duraksadı bayan Fontana. İlgi çekici bakışlarıyla bize doğrularak dersi bitirdiğini söyledi. Aqua sınıfı üyesi olduğundan gerek, güneşi olumlu yorumlayamayan Josh dersin bittiğine gerçekten sevinmişti. Disiplin hastası olarak düşündüğü profesörünün odadan çıkmasıyla derin bir oh çekti. Kapıdan usulünü bozmadan çıkmasının ardından dilini döktü "Bu da bayan katliam olsa gerek."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Satellite Morgan
Terra Öğrencisi / 1. Sınıf
Terra Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Lakap : Sat, Lite, Satel.
Mesaj Sayısı : 59
Nume : 2796

MesajKonu: Geri: Karanlık Canavarlarla Mücadele / 1. Sınıflar   Paz Mayıs 15, 2011 7:21 pm

    Günün ilerleyen saatlerinde yepyeni bir derse girecek olmanın verdiği heyecanla ayaklarını sürüye sürüye dersliğine doğru ilerleyen Satellite, etrafının verdiği enerjiyle her zamanki gibi gülümsüyordu. Bundan önce girdiği derslerden aldığı notları kitabının arasına yerleştirirken karşılaştığı bir su elementalistine selam verdi ve ardından ona büyük gelen beyaz spor ayakkabısıyla beraber dersliğe doğru ilerlemeye başladı. Ders programını eline aldığında Karanlık Canavarlarla Mücadele dersliğine gitmesi gerektiğini fark etti, bilinçsizce yöneldiği toprak dersliğine gitmeyi bırakarak geri döndü ve yaptığı aptallığa kendi kendine şaşırarak gülümsedi. Toprak rengi saçlarını geriye attıktan sonra kendine güvenen ve emin adımlarla dersliğine doğru ilerlemeye başladı. Magia Adası'na geldiğinden beri gün geçtikçe arkadaşlarıyla kaynaşıyordu, dostluklar edindiği gibi düşmanlar da ediniyordu. Çok değer verdiği ve ilk kez aşkı hissettiği bir erkek arkadaşı, kardeşinden fazla sevdiği çok yakın bir dostu, değer verdiği bir kaç sırdaşı ve yerlerini ayrı tuttuğu üç dört tane kader ortağı vardı, şimdiden. Geleli bir hafta olmadan çevre edinmesi güzel bir şeydi, ayrıca elementine olan bağlılığı artmıştı ve girdiği birkaç derste toprağın ne denli önemli olduğunu anlamıştı. Yaşamını elementine adamayı gerçekten çok istiyordu, içinde buna dair olan istek mesleğini seçip bir gün hayal ettiği toprak kraliçesi olana dek devam edecekti, daha tam olarak bunun kriterlerini bilmese de eğer bir toprak kralı daha olacaksa bu hayalinden vazgeçmekte tereddüt etmeyecekti; profesör veya zanaatkar da olabilirdi rahatça. Şimdiden geleceğe dair hayalleri zihnini meşgul ediyor ve bugünü tam anlamıyla yaşamasına engel oluyordu. Oysa o da bugünün geleceği belirleyeceğini biliyordu ama aklında hayal ettiği mükemmel bir kariyer ve özlem duyduğu ailesi varken ve gelecekte bunları şekillendirebilecekken bunları düşünmek elinde olmuyordu. Hoş düşüncelere dalmışken yanından geçen kaba bir ateş kullanıcısının yere tükürmesiyle fikirlerine kısa bir dur diyerek çocuğa iğrenerek baktı. Dersliğe varmasına az bir zaman kaldığını görünce adımlarını iyice hızlandırdı ve dersliğe varınca hafifçe aralayarak sağ adımıyla sınıfından içeriye girdi.

    Sırasına doğru ilerlerken profesörüne selam vermeyi ihmal etmedi. Profesör diğerlerinden biraz daha farklı gibiydi. Başıyla geri selam verdikten sonra Satellite gülümsedi. Profesörün altın sarısı açık renkli saçları vardı ki bu daha önce gördüklerinden çok daha farklıydı ve profesöre çok başka bir hava katıyordu. Masmavi gözleri pırıl pırıl ışıldarken ince vücudu erkekleri etkileyecek tiptendi. Dimdik duruşuyla öğrencilerine disiplinli olduğunu belirtir gibiydi ama diğerleri gibi fazla katı ve kuralcı durmuyordu, daha ziyade öğrencilerinin öğrenmesine önem veren fakat otoriteyi korumak istiyor gibiydi. Karşılıklı süzme bittikten sonra Satellite kendisine uygun bir sıra aramaya başladı. Gözleri Edward'ı arıyordu, ona yakın bir sırada oturmak istiyordu ama henüz Edward'ın gelmediğini fark edince ön sıralardan birine yerleşerek profesör ve yanındaki birkaç arkadaşıyla beraber gelecek diğer öğrencileri beklemeye başladılar. Bu sırada etrafa bakınmaya başladı, sınıf başkanı Bernard göze çarpıyordu, ayrıca yakın dostu Joseph'i de fark etmişti. Saçlarını eliyle geriye attı ve hareketlenen profesörün gözleriyle kendi gözlerini birleştirirken cebinden çıkardığı bir kalem ve kağıtla not almaya hazır olduğunu belli edercesine vücudunu dikleştirdi. Profesör sıraların ortasına geldiğinde de can kulağıyla onu dinlemeye başladı. Profesörünün adı gerçekten çok ahenkliydi, Feodora Fontana. Bir su elementalistine yakışacak kadar kibar bu ismi duyduğunda hemen profesörü hakkında düşündükleri değişmişti, yepyeni bir boyut kazanarak zihninin alt üst olmasına sebep olmuştu. Gözlerini büyüterek dinlediği profesörünün her derste bir canavar görmeyeceklerini söylediği zaman biraz hayal kırıklığına uğradığı kesindi fakat bu dersten kısa süreli bir kopma sağlamıştı, etraftakiler gibi sızlanarak dinlemeyi kesmesini değil. Her profesörle olduğu gibi Feodora Profesör'le de üç yıl geçireceğini öğrendiğinde artık sıradanlaşmaya başlayan bu cümleyi duyduğundan gözlerini devirdi. İlerleyen zamanlarda uygulama yapılmayacağını öğrendiği zaman ise biraz daha uzun süreli triplere girmişti, elini ensesine götürerek yavaşça indirmeye başladı. Altındaki beyaz kaprisini aşağıya doğru çekiştirdikten sonra elini sıranın üzerine koydu ve yavaşça dinlemeye devam etti.

    Profesör belini kıvırtarak sıraların ortasında yürüdükten sonra derse geçti ve anlatmaya başladı. İlk canavardan bahsetmeye başladı, ölüm yarasaları adı verilen bu yaratığın insanlarla beslendiği hissi bütün bedeninde korku uyandırırken, genelde Angustus Geçitleri'nde görüldüğünü söyleyince profesör, oraya gitmeyerek bu sorunu halledebileceğini düşünmüş ve derin bir nefes vererek rahatlamıştı. Ama bir süre sonra bu canavarların sadece orada görülmediğini söyleyince derse biraz daha kulak vermiştim. Uygulama olmayacağını üzerine basarak tekrarlayan öğretmene kısa bir bakış fırlattıktan sonra profesörün onu kaale almadığını görünce sırtını sandalyeye yasladı ve ilgilenmiyormuş gibi görünmeye çalıştı. Bir kulağı dersteyken, eli kalem çevirmekle meşguldü. Cebinden çıkarttığı sakızı ağzına da atınca artık iyice böyle bir izlenim uyandırdığı hissetti ama profesör tüm sınıfa hitaben konuştuğu için pek de ilgilenildiği söylenemezdi. Dersi dinleyen kulağının verdiği bilgilere göre bu karanlık canavarlar geceleri ortaya çıkıyordu. Muhtemelen gündüzleri de Angustus Geçidi'nde saklanırlarmış, insanları yememek için hiçbir sebepleri yokmuş. Bir süre sonra Satellite dersten iyice kopmuştu, sadece aralarda duyduğu kelimelerle dersi geçmeyi düşünüyordu. Ağzına takılan müzik eşliğinde oynayan ağzı onu dışarıdan deli gibi gösterse de o bunu pek umursamıyordu. Parmakları sıraya vururken arada geçen kurt ve Cansus kelimelerini duymuştu ki bu iki kelimenin onca sözcük kalabalığından çok daha öz olduğunu düşünüyordu. Kurtlar muhtemelen ölüm yarasaları gibi acımasız ve doyumsuzdular, Cansus adı verilen bir mekanda yaşıyorlardı. Bunu anlamak için bir gıdım zekaya sahip olmak yeterliydi. Bir süre sonra terleyen ensesinin arkasındaki saçları topladı ve ayaklarının vuruşlarını hızlandırdı. Yanında oturan ve dersi dikkatle takip eden bir öğrencinin söylediği kelimeyi işitti, satir. Satellite mitolojiye meraklı bir kız olduğundan satirin ne olduğunu gayet iyi biliyordu. Yarı insan yarı keçi olan bu varlıkların mitolojide önemli bir yeri vardı çünkü. Ama kendine göre satirleri asla korkunç ve karanlık canavarlar kategorisine koymuyordu. Oflayarak yere baktı. Sırasının üzerinde duran kalemi ve kağıdı katlarken profesörün dersten çıktığını gördü ve hızlı bir şekilde materyallerini cebine sıkıştırdıktan sonra etrafa bakmadan derslikten çıktı. Gerçekten buraya geldiğinden beri geçirdiği en sıkıcı dersti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Korael Tydeth Ariavel
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 36
Nume : 2769

MesajKonu: Geri: Karanlık Canavarlarla Mücadele / 1. Sınıflar   Salı Mayıs 17, 2011 3:16 pm

Baharın gelişi her ne kadar güzel olsa da yanında gelen sıcak havalar Korael için rahatsız ediciydi. Soğuğa karşı dayanıklı olmasına rağmen havanın diğer yüzüne, sıcağa dayanamaz; adeta erimeye başladığını hissederdi genellikle Korael. Yine de bu konuda yapabileceği bir şey olmadığını kabul ederek bıkkın yüz ifadesiyle dersliğe doğru ilerlemeye başlamıştı tekrar. Okuldaki ilk iki derse bakılırsa hiçbir profesör bir diğerine benzemeyecek gibiydi ve bu biraz sonra gireceği dersin profesörünün nasıl biri olduğunu merak etmesine sebep olmuştu. Sylise gibi yakın biri mi yoksa von Dorff gibi biraz gösterişçi görünümlü biri mi olduğunu merak ediyordu açıkçası. Başka ihtimaller de bulunmasına rağmen profesör denince aklına pek de farklı tablolar gelmiyordu açıkçası Korael'in. Bu yüzden de yapabileceği tek şey bekleyip görmekti.

Adımları onu dersliğe yaklaştırdıkça sanki sıcak daha da artıyormuş gibi hissediyor, daha da bunalıyordu bir zırhı andıran giysisinin içinde. Rahat olmasına rahattı ancak kesinlikle sıcağı içine hapsediyor gibiydi üzerindekiler. Derslikten derin bir nefes alarak girdiğinde ise içeride birkaç erkenci öğrenci ile profesör olduğu belli olan bir kadın görmüştü. Gerçekten de müdür hariç okuldaki profesörlerin bayan olacağını pek tahmin edemezdi Korael, anlaşılan önündeki üç yıl boyunca derslerine gireceklerin hepsi karşı cinsiyetten olacaktı. Tabii bir değişiklik her zaman olabilirdi de. Hafif bir baş hareketiyle selam vererek otomatik olarak en arkaya doğru ilerlemek için harekete geçmesine rağmen sıraların bir 'U' şeklinde dizildiğini fark etmesiyle bocalamıştı biraz. Şimdi nereye geçerse geçsin profesörün gözünün önünde olacağı gerçeğinin de farkında olarak rastgele bir yere oturmaktan başka bir seçeneği yoktu anlaşılan. Verdiği selama aynı hafif baş hareketiyle bir karşılık aldıktan sonra kendisini önüne gelen ilk sıraya atıvermişti. Ne de olsa bu kez oturacağı yer pek bir şey değiştirmeyecekti.

Tamamen yabancı olduğu bir derse daha girecek olmaksa onu farklı bir heyecana sürüklüyordu. Dersin adını sevmişti aslında. Bu işin içinde ilginç yaratıklar görebilme fırsatı olacağını umarak girmişti zaten derliğe de. Ancak etrafına şöyle bir baktıktan sonra sade, sıradan bir derslikten başka bir şey görmemesi, büyük ihtimalle bir hayal kırıklığının gelmekte olduğunu söylüyordu ona. En azından tamamen teorik olmamasını beklemek gibi bir umudu olsa bile bunun da öyle çok büyük bir umut olduğunu söyleyemezdi Korael. Belki de böylesi iyiydi, ne de olsa bir konudan ne kadar az umutluysan, gerçekleşmeyince de o kadar az hayal kırıklığına uğrardın. Yine de her şekilde tek bir yaratık bile görememe ihtimali Korael'i korkutuyordu. Üç yıl boyunca sadece isimleri ve şanslıysa resimlerini görerek bir şeylerle mücadele etmeyi öğrenmesini beklemeyeceklerini umuyordu. Daha da önemlisi, zaten o bu tür teorik işlerde hiçbir zaman iyi olamamıştı. Görerek, yaşayarak öğrenen bir yapısı vardı onun. Birazdan başlayacak dersin ilk cümleleri ise bu yüzden dikkatle dinleyeceği önemli kelimelere dönüşmüştü onun için. Geri kalan öğrencilerin de yavaş yavaş sınıfı doldurmasıyla derse başlayan profesör önce kendini tanıtmış -ve bu arada biraz resmi biri olduğunu hissettirmişti- ardından da dersin içeriğiyle ilgili o can alıcı konuya girmişti. Ancak daha ilk cümlelerle az da olsa uygulama için var olan son umutları da havaya karışmıştı. Tamam, belki bu yaratıkların bazıları gerçekten de tehlikeli olabilirdi ancak onları GERÇEK hayatta görmeden, sadece teoriyle nasıl yenebilirlerdi ki? Açıkçası bu fikir ona bir hayli saçma geliyordu. Daha da önemlisi, can sıkıcıydı. Eğlenmek belki her şey değildi ancak biraz da eğlendiği kadar öğrenen bir öğrenci olan Korael için bu dersler gerçekten berbat geçecek gibiydi. Yine de elinden geleni yapacak, notlarını yüksek tutmaya çalışacaktı. Yine de kolay olmayacağını kolaylıkla tahmin edebiliyordu Korael.

O dersin sıkıcı geçeceğinden kaygılanırken önüne gelen bir kağıt sanki ne kaçırdığını yüzüne vurur gibi bir ölüm yarasasının resmiyle öylece duruyordu sırasında. Profesörün söylediklerine bakılırsa derslikte sorun çıkaracak gibi durmasına rağmen gerçek bir tanesini görme isteğini kaybedemiyordu Korael. Durup bağırmamak, onlardan bir tanesini görmek istediğini söylememek için kendine zar zor hakim oluyordu ancak buna rağmen profesörün ağzından dökülen her bir kelimeyi yakalamayı da biliyordu. İnsan etiyle beslenen yaratıklar, hiç doymazlar... Onlardan biriyle dövüşmek isterdi aslında. Okuldan mezun olur olmaz dünyayı dolaşıp bir çok farklı canavarı görecekti, neden bunu yapmasındı ki zaten? Her ne kadar bir ailesi olsa bile onlar zaten Korael olmadan da başlarının çaresine bakabilirlerdi, Korael'inse maceralarla dolu bir hayata atıılmak için bu okula geldiğini biliyorlardı. Önüne gelen ikinci kağıtta ise bir kurt resmi vardı. Siyah, normal bir tanesinden daha iri bir kurttu bu. Büyüdüğü evdeki kurtlarından çok daha iri bir taneydi. Profesörün söylediğine göre bu kurtlar da saldırgan ve bir ölüm yarasası kadar güçlüydüler. Ancak Korael'in kolaylıkla fark edebildiği bir şey vardı: onlar yere bağlıydılar. Bir hava kullanıcısının daimi avantajı, uçabilmek, onlara karşı oldukça etkili olacağa benziyordu. Kısa süren bir açıklamanın ardından dersin üçüncü yaratığına gelmişti sıra. Aslında pek de karanlık olmayan bir seçim olan bir Satir'in resminin bulunduğu kağıtlar doğrudan profesör tarafından dağıtılmıştı. Onların saldırgan, hatta vahşi bile olmadıkları zaten onlar hakkında az-çok bilinen bir gerçekti. Acak profesörün söylediği şeylerde haklı olduğu bir konu daha vardı ki, onlar kesinlikle kızdırılmaması gereken yaratıklardı. Çünkü onlar zeki savunmacılardı. Bu keçi adama son bir kez daha bakmıştı ki profesör dersin bittiğini söylemişti birden. Yüzünde ise aslında daha ders anlatmak isterle bittiği için rahatlamış arasında bir ifade vardı. Ders boyunca şekilden şekle girerek oturmuş olan Korael ise saf bir rahatlamayla oturduğu sıradan kalkmış, sınıftan çıkmak için ilerlemeye başlamıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Calanthe J. September
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
Aer Öğrencisi / 1. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 87
Nume : 2778

MesajKonu: Geri: Karanlık Canavarlarla Mücadele / 1. Sınıflar   Salı Mayıs 17, 2011 3:19 pm

    Yine bir kabusla uyanmıştım. Gittikçe artıyordu bu kabuslar. Ama alışmış sayılırdım. O yüzden etkilenmemeye çalışıyordum. Rüya tam anlamıyla berbattı! Annemin bana bahsettiği üvey bir kardeşim daha vardı. Maalesef onu görme lüksüne erişemedim hiç bir zaman. Annemde ise yalnızca çocukluk fotoğrafı vardı. Bir gece ona bakarken ağladığını görerek yanına sıvışmıştım. ''Bu da kim?'' diye sorduğumda hiç bir cevap alamamıştım. Fotoğrafı saklama çabalarına girmişti o zaman. Hiç bir şey olmamış gibi inci tanesi şeklinde akan göz yaşlarını silerek ''Kimse.'' demekle yetinmişti. Benden bir şeyler sakladığını anlamıştım. Ama bu denli büyük bir sırrın saklandığını tahmin bile edemezdim. Yaşım 12'ye vardığında, annem ölmeden önce anlatmıştı her şeyi. ''Calanthe senden sakladığım bir sırrım var. Ancak artık büyüdün. Sana anlatmakta bir sakınca bulmuyorum. Beni anlayışla dinlemeni rica ediyorum senden. Babanı ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun. Babandan önce ise yalnızca bir adamı sevdim ben. Bir çocuğum oldu ondan. Adı Edward. Jorch'un ailesi beni istemeyince çocuğu alarak ortadan kayboldu. Böyle bir adamı nasıl sevebildiğimi bende anlamıyorum. Elimde yalnızca bu fotoğraf var oğlumdan hatıra.'' dedi. Gözleri yaşlarla dolmuştu. Ben ise hala anlam vermeye çalışıyordum. Üvey kardeşim varmış! Elindeki fotoğrafı bana vererek anlatmaya devam etti; ''Senden bir yaş büyük yalnızca. Babanla ise zorla evlendirildim, ama şu anda babanı ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun. Kısaca sana anlatmak istediğim şu; o elinde tuttuğun fotoğraftaki çocuk senin ağabeyin oluyor, her ne kadar üvey sayılsa da. Onu çok aradım herkesten gizli. Bir türlü bulamadım, kim bilir hangi cehenneme götürdü oğlumu. Dediğim gibi, elimde kalan tek hatırası bu bebeklik fotoğrafı. Birde sağ omzunda doğum lekesi var, o kadar. Beni anlamanı bekliyorum senden. Büyüdüğün için, öğrenmen gerektiğine inandığım için anlattım tüm bunları sana.'' dedikten sonra odadan çıkmıştı. Elimde o küçük çocuğun resmi kalmıştı yalnızca. Çok sevimli, muzip bir şekilde gülümseyen, çok açık kahverengi saçları olan bir bebekti. Yüzü de oldukça sevimliydi. O fotoğrafta ki çocuk benim kardeşimdi! Tek kardeşim. Babamın bunları bilip bilmediğini bilmediğim için hiç sesimi çıkarmadım. Kimi geceler biraz biraz anlatırdı bana Edward'ı, hatırladığı kadarıyla. Şimdi rüyamda ise onu bu Magia Adası'nda buluyordum. Tabii bu benim için sevindirici bir haberdi. Küçüklüğümden beri merak ediyordum. Ona karşı kin veya öfke yoktu içimde. Tanımadığım halde kanım ısınmıştı çoktan. Annemin canından bir parça olduğunu bilmek yeterliydi buna. Adı Edward olan bir çocukla karşılaşıyorum. Gözlerinin altı uyku hastalığından dolayı biraz kara gibiydi. Bunu da annem anlatmıştı. Çocukluktan varmış böyle bir hastalık Edward'da. Birden heyecanla tişörtünün kolunu sıvayarak sağ omzuna baktığımda doğum lekesine benzer bir şey görmüştüm. Ve tam bu sırada sevinç çığlığı atmak üzereyken, arkadan gelen tarif edilmesi zor bir yaratık Edward'ı kanlar içerisinde bırakıyordu. Ağlamamak elde değildi. İlk kez rüyamda Edward'a ait bir şey görmüştüm. Onda ise emin olamadan, kavuşamadan kaybetmiştim.

    Hızla ayağa kalkarak pencereye yöneldim. Derin derin nefes alarak havayı içimde hissetmeye, onda huzur bulmaya çalıştım. Bir nebze başarılı olabilmiştim. Ancak hala tam olarak sakinleştiğim söylenemezdi. Bu kabusu 3 gecedir görüyordum. Sürekli aynı kabus! Bu bir işaret miydi? Yoksa aklımın bana oynadığı bir oyun mu? Bilemiyorum! Deli gibi uykum olduğu halde o yatağa yatma gibi bir düşüncem yoktu. Böyle bir rüyadan sonra bir daha uyumak isteyeceğimi bile sanmıyordum doğrusu. Elimi yüzümü bol suyla yıkayıp, yüzümü kuruladıktan sonra üzerime rahat hissedeceğim, lacivert dar paça pantolon ile askılı tişörtümü geçirerek dışarı çıktım. Tanışmam gereken son bir profesör kalmıştı. Şimdi ise onun dersine gidiyordum. Karanlık Canavarlarla Mücadele dersi. İlk derste olduğu gibi heyecan yoktu içimde, zaten öyle bir kabusun ardından ders kaldıracak halde değildim. Mecburiyetten gidiyordum. İlk günden profesör ile atışmak istemezdim. Sonuçta iyi ya da kötü 3 yıl burada olacaktım. Hoş, ben bir yıl daha burada kalmayı planlıyordum. Karanlık büyüleri öğrenebilme düşüncesi çok cazip geliyordu. Derslikten beride aklımı meşgul eden bir düşünceydi. Geç kalmamak için hızlı adımlarla dersliklerin önüne doğru ilerledim. Yine ortak dersti. Yine Bernard'ı görecektim. Bu düşünce midemin bulanmasına sebep olmuştu. Zaten zoru görünce, en ufak bir şeyde, hoşnutsuzluk duygusu, üzüntü, tarif edilmesi güç bir histe kusardım. Benim en nefret ettiğim özelliğimdi bu. Bu bakımdan pek sağlam biri değildim. Nihayet dersliğin önüne geldiğimde yavaşça kapıyı çalarak içeri girdim. Hepsinde olduğu gibi bu profesörde öğrencileri kıskandıracak cinsten güzeldi. Erkek öğrencilerin hayran bakışları arasında hızla konuya giriş yapmıştı. İlk olarak Ölüm Yarasaları olmuştu konumuz. İnsanlarla beslendiklerini duyunca içim ürpermişti doğrusu. Daha sonra ise kurt. Zaten kurtları bilmeyen yoktu. Bu kurtlar ise normallerinden biraz daha güçlüydü. Ve son olarak Satirler'i gördük kağıtta. Yarı insan yarı at olan yaratıklar. En azından zararlı olmadıklarını duymak içimde rahatlama hissinin oluşmasını sağlamıştı. Her ne kadar korkunç bulsam da onlarla karşılaşmak, savaşmak isterdim. Bu hayatın kötülüklerine, zorluklarına alışmamız gerekiyordu. Böyle bir dersin neden uygulamasız işlendiğini anlamış değildim. Karanlık büyüler dersi gibiydi. 3 yıl boyunca oldukça sıkıcı geçecekti, yani şu an için ilk yorumum böyle olmuştu. Onca yaratığı sadece kağıttan görmek ne kadar normaldi? Zararlı olabilirlerdi. Ancak bizim onlarla savaşmayı öğrenmemiz gerekiyordu. Normal hayat bu ada kadar güvenli değildi. Zorluklar ve tehlikelerle karşı karşıya kalacaktık sürekli. Hiç tecrübe kazanmadan, yalnızca kağıtlarda resimlerini görerek ne derece koruyabilirdik kendimizi, sevdiklerimizi? Bu kağıtlar yalnızca canavarların tipleri hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlıyordu. Bu konuyu profesöre açmayı düşünsem de içimdeki ses buna engel oldu. O da buna mecburdu ne de olsa. En azından ölüm Yarasaları'na karşı hava kullanıcılarının daha üstün olduğunu bilmek biraz neşelendirmişti beni. "Pekala, bugünlük bu kadar; lakin bir dahaki derste biraz daha sıkı davranacağım. Haftaya ruhların üzerinde duracağız. Bunun yanında cehennem tazıları ve ateş ruhunu da öğreneceğiz. Vaktimiz kalırsa gölgelere de geçebiliriz. Bunlar hakkında bilgi edinin. Şimdi çıkabilirsiniz." dedi profesör. Onun bu yaratıklarla daha önce hiç savaşıp savaşmadığını veya en azından karşılaşıp karşılaşmadığını merak ediyordum. Bir sonra ki derste su yüzüne çıkacaktı bu sorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Karanlık Canavarlarla Mücadele / 1. Sınıflar
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Fantasia RPG :: Magia Adası ve Büyü Okulu :: Ortak Derslikler :: Karanlık Canavarlarla Mücadele Dersliği-
Buraya geçin: